Manşetler
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 196692
Kritik MYK toplantısı CHP Sözcüsü Deniz Yücel açıklama yaptı. Yücel, "Bu dava reddedilmeye mahkum bir davadır. Davacıların, kurultayımızı erteleme talebi, reddedilmiştir. Davacıların tedbir talebi daha önce 9 kez reddedildiği gibi bugün 10’uncu kez reddedilmiştir" dedi...
CHP Sözcüsü, CHP kurultay davasının ertelenmesinin ardından açıklama yapıyor. Yücel, "Birileri hep şikayet eden de edilen de CHP'li diyor ya bu davayı açan eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş davayı açmadan çok önce işlediği parti suçu nedeniyle partimizden ihraç edilmiştir. Partimizin üyesi değildir. Bu davayı açma hakkı dahi değildir. Karşımızda CHP'liler yoktur, iktidarın aparatları vardır." dedi.
Yücel, "CHP'deki değişimin gücünü sandıkta görenler hiç vakit kaybetmeden harekete geçti. 31 Mart'tan bu yana CHP olarak ne ile mücadele ettiğimizi şu şekilde özetleyebiliriz: Karşımızda iktidarda kalabilmek için her türlü haksızlığı yapan, kaybetmeyi hazmedemeyip sadece saldıran, iftiralar atan bir iktidar var." dedi.
Yücel şu ifadeleri kullandı:
Karşımızda her seçimden önce 'Bu defa son adaylığım' deyip yeniden aday olan, yeniden aday olamıyorsa formüllerini arayan bir tek adam var.
Bu tek adam ve talimatlı yargısı her yeni güne bir şafak operasyonu ile başlıyor. Milli iradeyi gasp ediyor.
Milli irade 178 gündür tutuklu ve ortada iddianame yok. Ekrem İmamoğlu sandıktan karşısına çıkmaya cesaret edemeyenlerin talimatıyla tutuklandı.
CHP halkın partisidir. CHP, bir kişinin siyasi emellerine, hırslarını kurban edilmeyecek kadar da kıymetlidir.CHP'nin tarihini bilmeyenlerin mimarı olduğu 19 Mart darbesiyle başlayan süreci geçtiğimiz hafta il başkanlığında yaşandı.
CHP'nin bu ülkenin kurucu parti olduğunu, savaş meydanlarında kurulduğunu idrak edemeyenlerin CHP'yi adliye köşelerinde, yandaş kanallarda tartıştırarak itibarsızlaştırmaya çalıştıklarının farkındayız.
CHP'de kavga var diyenlere cevabımızdır: CHP'de kavga yok.CHP'nin önlenemez, engellenemez yükselişini sekteye uğratmak için CHP'de kavga var görüntüsü vermeye çalışan bir iktidar ve o iktidarın iş birlikçileri ve aparatları var.
Yetkisiz bir mahkemeden alınan, hukuk dışı bir karar, 5 bin polisin yığıldığı İstanbul İl Başkanlığımız, partimizin evlatlarına karşı kullanılan orantısız güç...
Kendisine abilik rolü biçen aslında AKP yargısının elinde oyuncak olmuş bir zavallı. Ne AKP'nin kanunsuz emirleri, ne bu emirleri yerine getirenlere boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.
Hiçbir CHP'li babaevine polisle girmez. Hiçbir CHP'li partisinin il başkanlığına emniyet güçlerinin müdahale etmesine izin vermez. Antidemokratik müdahalelere, vekillerin darp edilmesini izin vermez. İzin verene de CHP'li denmez.
Bu hukuksuzluğun parçası olup da iktidarın seçilmişlere zulmetmesine çanak tutanlar elleri boş bir şekilde geldikleri gibi gidecekler. Türk siyasi tarihine kara leke olarak geçecekler.
İstanbul'da verilen tedbiren karar hükümsüzdür. Derhal kaldırılması gerekir. Bu karara rağmen İçişleri Bakanlığı hala binlerce polisimizi İstanbul çalışma ofisimizde hukuksuz şekilde tutmaktadır.
21 Eylül Olağanüstü Kurultayımızı, 24 Eylül'de ise İstanbul İl Kongremizi gerçekleştireceğiz. Delegelerimizin iradesiyle alınan bu karar CHP'nin ayakta olduğunun kanıtıdır.
Bugün Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 38. Olağan Kurultayımızın iptal edilmesi ve mutlak butlan istemiyle açılan dava görüldü. Bu dava partimizi tartışmaya yönelik davalardır. Biz aynı saatlerde MYK toplantımıza başladık. Olağan gündem maddelerimizi görüştük.
Bu dava reddedilmeye mahkum bir davadır. Davacıların tedbir talepleri 10. kez reddedildi.
Birileri hep şikayet eden de edilen de CHP'li diyor ya bu davayı açan eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş davayı açmadan çok önce işlediği parti suçu nedeniyle partimizden ihraç edilmiştir. Partimizin üyesi değildir. Bu davayı açma hakkı dahi değildir. Karşımızda CHP'liler yoktur, iktidarın aparatları vardır.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 130029
Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK) organizasyonuyla ABD’de ilk kez tarihsel dokümanter bir sergi açıldı.
Amerikalı ve Türk gazeteciler aynı sahnede birlikte ödül aldılar...
ABD-- Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrindeki Türk Evi’nde T.C. Başkonsolosluğu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen organizasyon, Türk dostu Amerikalı gazeteciler ve burada görev yapan Türk medya mensuplarının yanısıra Amerika’da yaşayan Türk toplumunun önemli temsilcilerini de buluşturdu.
Etkinlikler öncesinde başlayan resepsiyona T.C. New York Başkonsolosu Muhittin Ahmet Yazal da bizzat katılarak konuklarla tek tek ilgilendi. Organizasyon davetlilerden tam not aldı.

EŞSİZ BİR SERGİ...
Resepsiyonun ardından Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihsel gelişimine ışık tutan, diplomatik belgelerden basın küpürlerine, kültürel etkinliklerin izlerinden toplumsal hafızaya kadar pek çok belgenin yer aldığı “Türkiye’deki Amerika: 1910-1970” başlıklı serginin açılışı yapıldı.
Açılışta konuşan KGK Genel Başkanı Mehmet Ali Dim, serginin iki ülke ilişkilerindeki tarihsel sürece ve karanlıkta kalan süreçlere ışık tuttuğunu belirtti.
Daha sonra Doç. Dr. Sefer Darıcı tarafından oluşturulan arşiv koleksiyonuna dayanan ve Dr. Özgenur Reyhan Güler küratörlüğünde hazırlanan sergi ziyaretçilere sunuldu.
İlk defa sergilenen diplomatik belgelerden ve ilginç haberlerden oluşan basın kupürlerine, kültürel etkinliklerin izlerinden toplumsal hafızaya kadar pek çok belgenin yer aldığı sergi 20 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşmaya devam edecek.
Sergi, 21-24 Eylül’de de New Jersey’deki Paterson Müzesi’nde sanatseverlerin ilgisine sunulacak.
Sergide yer alan eserler Darıcı tarafından tek tek anlatıldı. Küratör Dr. Özgenur Reyhan Güler, çok kıymetli bir organizasyonun içerisinde bu sergiyi yaptıklarını ifade ederek, “Türk-Amerikan ilişkilerine ışık tutan ve Doç. Dr. Sefer Darıcı hocamın kişisel arşivinden çıkarttığı, bendeniz küratörlüğünü yaptığım hem de akademik çalışmalarıyla birleştirdiğim güzel bir deneyim oldu. Öncelikle Türkiye’deki Amerika sergisini açtık ardından da Küresel Gazeteciler Konseyi’nin önderliğinde bir ödül töreni ile taçlandırdık. Güzel bir organizasyon oldu ve Türk-Amerikan ilişkilerine dair diplomatik belgelerden, arşivlere, fotoğraflardan, Osmanlı belgelerine ulaştığımız güzel bir seri, 1910 ve 1970 arası gerçekleştirdiğimiz önemli bir sergiyi bir araya getirdik Türk toplumuyla” ifadelerini kullandı.


BAŞKONSOLOS: ZOR İŞ BAŞARILDI...
Serginin ardından Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK)’nın misyonuna uygun olarak düzenlenen Uluslararası Medya Dostluk Ödülleri de sahiplerini buldu.
Törenin açılışında konuşan Türkiye’nin New York Başkonsolosu Yazal, medyanın gücüne ve kamu diplomasisine katkısına değinerek, bu organizasyona ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını ifade etti. Başkonsolos Yazal, çok güzel bir gece olduğunu ifade ederek, “Aslında iki tane bambaşka ve tek başına bir geceyi dolduracak faaliyeti bir arada yapmış olduk. Sergiden başlayayım. Sergi gerçekten enteresan. Belki yeni kuşak için ne ifade edecek onu kestirmek zor ama benim kuşağım için bizim haberleri gazeteden aldığımız, haberciliğin ve dünyanın hızının ve bütün diplomasinin hızının daha düşük olduğu bir dönemi hatırlatıyor bize. O dönemden nerelere geldiğimizi bir daha düşündürüyor. Çok enteresan, hani o zamanlar haberin bu kadar zor alındığı, yayıldığı, aktarıldığı bir dönemde dahi Türkiye’de, Amerika’daki gelişmelerin aslında ne kadar yakından takip edildiğinin de bir göstergesi” dedi.
Başkonsolos Yazal şu ifadeleri kullandı:
“Serginin önünden geçerken açıkçası hem geçmişi hatırladım hem de o günleri nasıl bu işleri yapıyormuş basınımız diye de düşündüm. Bunun benzeri sergileri, bu işi organize eden değerli yapımcılarla, hocamızla konuştuk. Benzerlerini de tekrar yapabilme planlarının da şimdiden başlattık. Ödül törenine gelince, ödül töreni bence burada pek çok gazetecimiz var. Hepsi inanılmaz emek veriyorlar. Kimisi Amerikan-Türk toplumunu, Amerika’daki gelişmeleri, kimisi Birleşmiş Milletleri takip ediyor. Birleşmiş Milletleri takip edenler, yani pek çok gazeteci bir ülkeyi takip edemezken bütün dünyayı takip etmek durumunda kalıyorlar. Ama bir yandan da ben kendim birinci elden şahidim. Hangi konuda olursa olsun bizim yardımımıza, desteğimize koşuyorlar. Buradaki faaliyetlerimizin haberleştirilmesinde de bize destek sağlıyorlar. Onun için buradan hiç ayrımı yapmadan hepsine çok çok teşekkür ediyorum. KGK ABD temsilcisi Dilek Kaya bu fikri bana getirdiği zaman 'Gerçekten iyi bir fikir' dedik. Ama bunun zor bir iş olacağını da tahmin ediyordum. Bu kadar organizasyonu yapmak, Türkiye’den insanları getirmek, işte bu sergiyi düzenlemek öyle kolay bir iş değil. Biz burada yaptığımız faaliyetlerden biliyoruz. Ondan çok daha çetrefilli ve karmaşık bir işin altından kalkılması büyük başarıdır. Bu da bizi şaşırtmadı açıkçası.”


DİM: MİSYONUMUZA YAKIŞTI...
Daha sonra kürsüye gelen Küresel Gazeteciler Konseyi Genel Başkanı Mehmet Ali Dim “Amerika Birleşik Devletleri’nde görev yapan gazeteciler gerek Amerikalı olsun gerek Türk olsun hepsi bizim için kıymetli. Türk dostu olanlar özellikle çok kıymetli. Ve bugün bu akşam burada verdiğimiz ödüllerin sahipleri de zaten Türk dostu Amerikalı gazeteciler. Türkiye’nin daha çok lehine haber yapan, Türkiye’nin birçok hassas olduğu noktada hassasiyet gösteren gazeteciler ve tabii ki burada Türkiye adına uzun yıllardan beri görev yapan başarılı Türk gazeteciler. Küresel Gazeteciler Konseyi, sadece bir meslek kuruluşu değil, aynı zamanda kamu diplomasisine destek veren, kamu diplomasi faaliyetlerine, ülkemizin medya diplomasi yoluyla katkı sunan bir örgüt olduğumuz için bu bizim misyonumuza uygun bir faaliyet oldu” dedi.
VE ÖDÜLLER...
Konuşmalardan sonra Dilek Kaya’nın sunumuyla devam eden ödül töreninde, İHA’dan Aytan Mammadil Rilley En iyi ABD Medya Operasyon Ödülü, Yavuz Donat Behzat Barış Onur Ödülü, Anadolu Ajansı’ndan Şerife Çetin En İyi BM Muhabiri Ödülü, CNN Türk’ten Yunus Paksoy En iyi Diplomasi Muhabiri Ödülü, Bünyamin Sürmeli En iyi İklim Gazeteciliği Ödülü ve Özgenur Reyhan Güler En İyi Sürdürülebilir Diplomasi ödülü alırken,
En İyi Gazeteci Ödülüne SABC News‘ten Bryce Pease Sherwin, En İyi Diplomasi Gazeteciliği ödülüne UNCA’dan Edith Lederer, En İyi Foto Muhabirliği Ödülüne Anadolu Ajansı’ndan Mustafa Bassim, En İyi TV Diplomasi Gazeteciliği Ödülüne Frank Ucciardo, En İyi Dijital İçerik Ödülüne Deniz Çelik, En İyi Dijital Fotoğrafçılık Ödülüne Hakkı Akdeniz, Türk – Amerikan Dostluk Ödüllerine ise Ali Rıza Doğan, Erhan Yıldırım ve Jane İlknur layık görüldü.
Ödül plaketlerini New York Başkonsolosu M. Ahmet Yazal takdim etti.
Ayrıca, organizasyona destek veren kişi ve kurumlara teşekkür plaketleri KGK adına Genel Başkan Dim ile Genel Başkan Vekili İsmail Bayazıt, Genel Başkan Yardımcısı Nalan Yazgan, Kurucular Yavuz Donat ve Aynur Tattersell ile İngiltere temsilcisi Alparslan Düven ve ABD Temsilcisi Dilek Kaya tarafından takdim edildi.
HABER: Uğur AKDAĞ
KAYNAK:KGK/BÜLTEN
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 307962
Ankara Tandoğan Meydanı’nda yüzbinler buluştu. CHP’nin çağrısıyla düzenlenen mitingde mitingde konuşan CHP lideri Özgür Özel, davaların TRT'de canlı yayınlanması ve 'erken seçim' çağrısını yineledi. Özel, CHP İstanbul İl Başkanlığı'na kayyum kararına da değindi...

Yüzbinler “Kayyuma, darbeye hayır” demek için Tandoğan Meydanı’nda buluştu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin çağrısıyla Ankara Tandoğan Meydanı, bugün on binlerce yurttaşın katıldığı büyük bir mitinge ev sahipliği yaptı. “Vesayet değil, siyaset! Kayyuma, darbeye hayır!” sloganıyla düzenlenen mitingde, yarın Ankara’da görülecek Kurultay Davası öncesi güçlü bir mesaj verildi.
Miting programı kapsamında CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun mektubu da alanda okundu. Katılımcılar, davanın önemi vurgulanırken, demokrasi ve halk iradesi mesajlarına yoğun destek verdi.
Kritik Dava Öncesi Güçlü Mesaj...
Yarın Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek olan CHP Kurultay Davası öncesinde gerçekleştirilen miting, siyasette tansiyonu yükseltti. CHP yönetimi, bu buluşmayla hem kayyum uygulamalarına hem de vesayet girişimlerine karşı olduklarını ilan etti.

MANSUR YAVAŞ 'MELİH GÖKÇEK'İ HATIRLATTI...
Mitingde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, alandaki yüzbinlere seslendi:
"Unutulan halkçı belediyeciliği yeniden tesis ettik ve her tarafa adalet getirdik ve beş yılın sonunda bütün engellemelere rağmen Ankara’da oylarımızı yüzde 60’a, 3 olan belediye sayımızı da 16’ya çıkarttık. Ve mecliste de çoğunluğumuzu sağladık.
Dolayısıyla yapılan engellemelere Türk halkının, Türk milletinin nasıl cevap verdiğinin örneği Ankara oldu.
Bunu neden söylüyorum? Şimdi hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, muhalefet belediyelerinin engellenmesinin sonu da en erken zamanda yapılacak seçimde mutlaka aynısı olacak.
İstediğimiz adalet. Başta Ekrem Başkan olmak üzere belediye başkanlarımız tutuklu. İddianameler halen hazırlanmadı. Bazı tutuklulukları anlamak mümkün değil. Çünkü tutukluluk istisna, tutuksuz yargılanma olması gereken şeydir. Hukukun genel kuralı budur. Bunlar tersine işliyor şu anda.
Dolayısıyla öncelikli olarak derhâl hepsinin tahliye edilmesi ve duruşmalarının da şeffaf bir şekilde yapılmasını talep ediyoruz.
Ankara'da eski döneme ait bazı yolsuzluk dosyaları verdik. Bugüne kadar hiçbiri tutuklanmadı. Hakkında iki kitap dolusu yolsuzluk dosyası yazılan belediye başkanı hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Ailece Ankara'ya çökmüşler!"

ÖZGÜR ÖZEL: ERDOĞAN, TANDOĞAN'I HİÇ BÖYLE GÖRDÜN MÜ?
Mansur Yavaş'ın ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, konuşmak için kürsüye geldi.
Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Cumhuriyet'in yüceldiği topraklardayız: Çankaya Köşkü’yle, Anıtkabir’iyle, meclisleriyle ve meydanlarıyla... Adeta cumhuriyetimizin yaşayan müzesine, Atamızın şehrine hoş geldiniz.
Bu tarihi meydanda yine tarih yazıyoruz; 1950’lerde Kıbrıs mitinglerinin, 1959’da büyük işçi mitinglerinin, Altıncı Filo’ya karşı bağımsızlık mitinglerinin yapıldığı meydandayız.
Yetmiş yıldır haksızlığa direnenlerin meydanındayız. Bugün de vesayete ve darbeye “hayır” demek için buradayız. Bugün de vesayet değil, siyaset demek için buradayız.
Tandoğan Meydanı’nda, dün akşam saatlerinde girişler planlandığında “500.000 kişi doldurabilir burayı” dedikleri arama noktalarını bugün altı kere ileriye aldınız. Milyonlar oldunuz; Tandoğan’a aktınız.
Bir mitingde değiliz elbette… Yine bir eylemdeyiz; serbest seçimler için, demokrasi için eylemdeyiz.
Bugün burada sadece Cumhuriyet Halk Partililer yok; İşçiler, emekliler, kadınlar burada; farklı partilerden demokratlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri burada.
Türkiye İttifakı’nın tüm renkleriyle, kol kola bu meydandayız. Bugün “vesayet değil siyaset” diyenler; Kayyuma, darbeye “hayır” diyenler, 19 Mart darbesinden sonra 54. kez direnenler burada.
Bu meydan dosta güven, olmayana kaygı veriyor; Tüm otokratlar meydanlardan korkar. Demokratlar meydanları doldurur.
Otokratlar, oturdukları köşeden o meydanı izlerler ve titrerler. Bugün, sarayında oturup bu meydandan korkanlar da var.
12 metrelik ücretlerinden bu meydanla coşanlar, bu meydana inananlar da var.
Bu meydana, sarayından bakana sesleniyorum: Ey Erdoğan! Tandoğan Meydanı’nı hiç böyle gördün mü?
Meydana varan bütün bulvarlar sonuna kadar dolu; Kimse ayrılmıyor, görüyor musun? Bu meydanda senin gibi korkanlar değil; senden korkmayanlar, zulümden yılmayanlar var.
Bu meydan, korkuyu evde bıraktı. Bu meydan direniyor. Bu meydan mücadele ediyor.
Cumhuriyet Halk Partisi, Kuva-yı Milliye’den doğar; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin birleşmesiyle oluşur.
İlk kurultayını Sivas Kongresi sayar. Atatürk’ün deyimiyle o günden beri ayaktadır; Bu parti, Cumhuriyeti kuranların, Cumhuriyeti kuran kadroların partisidir.
Ancak bu parti, Cumhuriyet’in tek sahibi, o başarıyı paylaşmayan bir parti değil… Aksine hepimizin dedesini, hepimizin ninesini o kuruluşa ortak eden, o kuruluşta gören… Ve Cumhuriyet’e sahip çıkmayı, Atatürk devrimlerine sarılmayı, demokrasiyi ayakta tutmayı tüm partilerden bekleyen bir partidir.
Bu anlamda, her ne kadar şu an iktidarda demokrasiyi bir amaç değil, bir araç olarak gören, "işimize geldi bindik, işimize gelince ineriz" diyen; 31 Mart seçimlerini kaybedince ve bir daha genel seçim kazanamayacağını anlayınca demokrasi treninden inen birileri yönetse de…
Son günlerde yaşadığımız bütün süreçlerde; Parti, Demokrat Parti’nin ziyaretiyle başlayan, DEM Parti’nin, Zafer Partisi’nin ziyaretleriyle, Yeniden Refah Partisi’nin ziyaret talepleri, iyi dilekleriyle, İYİ Parti'nin, DEVA'nın, Gelecek Partisi'nin, Saadet Partisi'nin paylaşımları ve telefonlarıyla; sağdaki dostlarımız gibi, Türkiye İşçi Partisi’yle, EMEP’le, Sol Parti’yle omuz omuza... Türkiye’nin bütün demokratları demokrasinin tarafındayız.

Önümüzdeki çarşamba, tam 260 imzayla Anayasa Mahkemesi’ne birlikte gidiyoruz; Kayyuma karşı da sağdan sola hep beraber direniyoruz.
Tandoğan’dan ilan ediyoruz ki: Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir. Ana muhalefet partisidir. Bu mücadelede tüm kardeş partilerimizle birliktedir, omuz omuzadır, hepsine müteşekkirdir.
Partimiz yıllarca darbelerin hedefi oldu; kapatıldı, genel başkanlarımız tutuklandı, hapse atıldı. Ama her zorluğu milletimizle birlikte yendik.
47 yıl sürdü… İkinci parti olduk, birinci parti olamadık. Seçimleri kazanamadık ama demokrasiden şaşmadık.
Rakiplerimize darbe yapıldı, darbecilere değil; demokrasiye sahip çıktık; 47 yıl sabır gösterdik, millete güvendik.
47 yıl sonra, 31 Mart seçimlerinde bir büyük başarıyı; belediye başkanlarımızla, il belediye başkanlarımızla, ilçe ve belde belediye başkanlarımızla Türkiye nüfusunun yüzde 65’ine hizmet imkanını yakaladık.
Ve o günden sonra, ilk konuşmamızdan itibaren: “Bu bir savaş değil, bu bir yarıştı, bu gece bitti” dedik. “Bu seçimin kazananı CHP’dir, kaybedeni yoktur” dedik. “Kimseyi verdiği oya pişman etmeyeceğiz, ama vermeyene ‘Keşke ben de verseydim’ dedirteceğiz” dedik.
Hizmet dedik, yoksula sahip çıkmak dedik; başkanların ceplerinde belediyenin kapısının, kasasının, şehrin altın anahtarı yok; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarı var dedik.
İstanbul’da Ekrem Başkan, Ankara’da Mansur Başkan… Hep birlikte çalışarak, örnek hizmetlerle milletin gönlüne girince… Yapılan anketlerde, seçimin çok ilerisinde sonuçlar alınca…
Karşımızdakiler, bizim 47 yıl gösterdiğimiz sabrı, 47 yıl gösterdiğimiz metaneti, 47 yıl gösterdiğimiz demokrasiye saygıyı, 47 ay göstereceklerdi.
O gün, genel seçimlerin takviminin başlamasına 47 ay vardı; Değil 47 ay, 47 gün hazmedemediler. 47 gün yenilgiyi kabullenemediler.
İlk yenilgilerinde demokrasi treninden indiler. Ve dünyadaki diğer otoriterleri örnek alan değil, onları aşan, onların cesaret edemediği işlere kalkışan bir saldırıya giriştiler. Önce seçimli otoriterlik kuranlar, şimdi seçimsiz bir diktatörlüğe geçmenin hevesi içindeler.

Atatürk’ten miras Cumhuriyet’e, demokrasiye, sandığa saldırıyorlar.
Çok partili rejime saldırıyorlar.
Bu iktidar, demokrasi istemiyor: Biliyorlar ki demokrasi olsa, sandıktan çıkamayacaklar. Biliyorlar ki adalet olsa, kendi suçlarını örtemeyecekler. Biliyorlar ki barış olsa, bu milleti kutuplaştıramayacaklar.
Ama ant olsun ki, adaleti de, demokrasiyi de, barışı da biz getireceğiz! Bu meydanlar, bu eylemler ve bu direniş getirecek.
Kara bir düzen kuruldu: Türkiye’yi yasaklara boğan, bir avuç insanı zenginleştirip milleti fakirleştiren bir kara düzenin içindeyiz.
Bu kara düzen kurulmadan önce, emeklilerimiz en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altındı. Bugün, en düşük emekli maaşı sadece ve sadece iki çeyrek altındır. Emekli, AK Parti’den öncesine göre, altına oranla dörtte bir maaş almaktadır. Zaten bu yoksulluğu iliklerine, kemiklerine kadar hissetmektedir.
Asgari ücret, yedi çeyrek altından AK Parti’nin kara düzeninde iki buçuk çeyrek altına düşmüştür. Ankara’da, memurların başkentinde; AK Parti öncesi en düşük memur maaşı on dört buçuk çeyrek altın alabilirken, şimdi sadece beş buçuk çeyrek altın alabilmektedir.
Öğrencilerin kenti Ankara’dan sesleniyoruz. Öğrenci kredisi, yani KYK kredisi, beğenmedikleri önceki iktidar döneminde bir buçuk çeyrek altın iken, şimdi yarım çeyrek bile değil; yarım gram altın alınabiliyor. O günkü seviyenin dörtte biri düzeyindedir.
Maalesef AK Parti’nin kara düzeninde orta direk kaybolmuştur. Ömrü boyunca çalışan emekli bir öğretmenin aldığı maaş ve ikramiye, eskiden bir ev almasına yeterken, şimdi beş emekli öğretmen ikramiyelerini birleştirse başını sokacak bir evi zor alabiliyor.
Toplumda büyük bir gelir adaletsizliği vardır. 38 OECD ülkesi içinde hem gıda enflasyonunda hem genel enflasyonda Türkiye ne yazık ki birinci sıradadır. Avrupa’da da enflasyon var diyen yalancılar iyi dinlesin: Avrupa’da ortalama enflasyon yüzde 2’dir. Türkiye’de yüzde 33’tür. Avrupa’da enflasyon yüzde 2’den yüzde 4’e çıkınca alarm veriliyor. Bizimkiler ise “Nas var” deyip enflasyonu yüzde 150’ye kadar bırakmıştır. Vatandaş yoksullaştırılmış, yoksulun cebinden alınan para kur korumalı mevduatla zenginlere aktarılmıştır.
Bugün, 27 Avrupa ülkesinde toplam 13 milyon işsiz varken, Türkiye’de tek başına 13,5 milyon işsiz vardır. Dünyada Venezuela’dan sonra en yüksek faiz, AK Parti’nin kara düzenindedir.
Türkiye’yi bu duruma getirenler, Türkiye’deki en zengin yüzde 20’ye servetin yüzde 90’ını, kalan yüzde 80’e ise sadece yüzde 10’unu layık görmüşlerdir. En zengin yüzde 1, servetin yüzde 40’ını alırken; geri kalan yüzde 99, yüzde 60’ı paylaşmaktadır.
İşte AK Parti’nin kara düzeni budur. Bu düzende hayat pahalı, emek ucuzdur. Ekmek pahalı, emek ucuzdur. Örgütlenme özgürlüğü ve grev özgürlüğü tehdit altında değil, doğrudan saldırı altındadır. Bu iktidar işçi düşmanı, grev yasakçısıdır.
Bugün Türkiye’de işçilere yapılan maaş zamlarında üç kez kazık atılmaktadır. Önce “TÜİK’in enflasyon oranları baz alınacak” denilip, TÜİK’in makyajlı, yarıya indirilmiş enflasyonu dikkate alınıyor. Sonra o bile alınmayıp, enflasyonun 15 puan altındaki “beklenti enflasyonu” ile zam veriliyor.
Büyüyoruz diye övünenler, büyümeden ne emekçiye ne emekliye pay veriyor; onların iyice küçülmesini sağlıyorlar.
Buradan, Ankara’dan, hem memleketin başkentinden, hem bürokrasinin başkentinden ama aynı zamanda emeğin başkentinden Türkiye’deki tüm emekçilere sesleniyorum: Mutlaka sendikalı olun. En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir.
Erdoğan’ın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrıştı. Artık birbirine karşıt hale geldi. Bu da aslında iyi oldu; saflar netleşti. Erdoğan kendi çıkarları için her şeyi yapabilecek durumdadır. Milletin huzur ve refahının bozulması da buna dahildir.
Tam da bu nedenle millet, bu iktidardan desteğini çekmiştir. Millet, kendi dertleriyle dertlenen bir iktidar umuduna bel bağlamıştır.
Partimiz, 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. AK Parti, kurulduğu günden bu yana ilk kez yenilmiştir. Milletin kararına saygı duyması, hatayı kendinde araması, bizimle hizmette yarışması gerekirken, en kötü yola, en berbat yola tenezzül etmiştir.
Millete umut vadedemeyen iktidar, milleti korkutarak, baskı altına alarak ayakta kalmayı tercih etmiştir.
Bugün Türkiye’de, demokrasiyle göreve gelen bir iktidarın, demokrasi treninden inmesinin ve ülkeyi sandıkla değil baskıyla yönetme tercihinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.
Ne yazık ki, iktidara demokratik olarak tehdit olan kim varsa, bugün iktidarın hedefindedir. Bir kişi ve onun çevresi iktidarda kalsın diye millet ağır bedeller ödemektedir.
İşte bu anlayışla, Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyeceğimiz 23 Mart tarihinden sadece dört gün önce, 19 Mart’ta, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alınmıştır. Tam dört gün gözaltında tutulmuş, 23 Mart günü, 15,5 milyon seçmenin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişi, demir parmaklıklar ardına konmuştur.
Buradan hep birlikte seslenmek isteriz ki: Bizim Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’dur.
Kendisi ve arkadaşlarımız, 19 Mart darbesinden beri 179 gündür cezaevindedir. Bu darbenin öncü dalgaları başladığında Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer, 300 günü aşkın süredir cezaevindedir. Rıza Akpolat, 280 gündür cezaevindedir.
Ve şu anda Adana’dan İzmir’e, Antalya’dan İstanbul’a, 17 belediye başkanımız bizleri cezaevlerinden birer siyasi tutsak olarak izlemektedir.
Bugün, gençlerin yürüyerek sahip çıktığı, Adana’dan İstanbul’a kadar yürüdüğü başkanlarımızdan biri, İstanbul girişinde durdurulanlardan biri… Bugün Zeydan Karalar’ın doğum günü. Buradan, Adana gibi bir başkanı sevgiyle selamlıyoruz: İyi ki doğdun Zeydan Başkan!
19 Mart darbesinden beri hep birlikte verdiğimiz büyük mücadelede, Ekrem Başkan'ın en önemli yol arkadaşlarından, ona en çok sahip çıkanlardan biri olan Mansur Yavaş Başkanımıza da özel bir teşekkür etmek isterim.
Bu mücadeleyle, milleti bu darbeye razı edemediler: Ülkenin yüzde yetmiş beşi, yani dört kişiden üçü, bu yalanlara inanmıyor. Bu davaların siyasi olduğunu, bunların iftira olduğunu biliyor.
Kendimize güvenimizden; hâlâ yazılamayan iddianamelerin ne kadar boş, söylenenlerin ne kadar yalan olduğunu biliyoruz.
Ve büyük bir özgüvenle tekrarlıyoruz: Buyurunuz! 1 Ekim’de açılacak Meclis’te yasal düzenlemeyi yapalım. TRT’de bir kanalı bu mahkemeye tahsis edelim. İsteyen bütün özel televizyonlara yayını verelim. İftiralar da canlı yayında atılsın; cevaplar da canlı yayında verilsin. Hodri meydan!
Belediye başkanlarımızı sürekli tehdit edenler... Yıllar önce gelmiş müfettişler, incelemiş, temiz raporlarını vermiş; Ama yıllar sonra bir suçtan suçlu aramak yerine bir kişiyi suçlu ilan edip, ona suç bulmak için didik didik edenler artık siyasete doğrudan müdahale noktasındadır.
Aynı iş adamı… 378 kez ihale almış. Bunların 75’i CHP’den. Hepsinde soruşturma, başkanlar içeride.
303’ü AK Parti’den... Kimseye dokunmuyorlar.
MHP’nin Kütahya Belediye Başkanı da aynı kişiye ihale vermiş; dosyasını ayırıp Kütahya’ya yolluyorlar.
Ama bizim Adanalı belediye başkanlarımızı İstanbul’a getirip Silivri’de yatırıyorlar. Dosyalarını yollamıyorlar.
Cumhuriyet Halk Partisi’nden bu iş adamlarının kimi, kendinden önce kendinden önce ihale alınmış.
AK Partililerin onayıyla gelmiş. O ihalenin hesabını bizden sorup hapse atıyorlar. Ama diğer taraftan, aynı iş adamı CHP’li belediyelerde de çalıştıysa: “Ya AK Parti’ye atıl, ya Silivri’ye yatır.” “Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya Silivri’ye atılacaksın” diyorlar.
Biliyorsunuz, bu tehditlere direnen kahramanlar olduğu gibi topuklayıp tabanları yağlayanlar da oldu. Yaptıkları işten emin olmayanlar ve AK Parti’ye teslim olanlar tarihteki yerini aldılar.
Ama daha geçen hafta… Eşinin yanında, Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu’ya, “Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya sen de hapse atılacaksın” dediler.
Bu, bugüne kadar gelen üçüncü teklifti.
Hasan Mutlu, “Ben belediye başkanlığını ömrüm boyunca hayal ettim. Terzi Fikri gibi belediye başkanı olmaya geldim. Haysiyetsizlik yapmam” dedi. Ve dün sabah, gelip Hasan Mutlu’yu aldılar.
İşte bu yüzden; Hasan Mutlu gibi direnenler, Ekrem İmamoğlu gibi direnenler, 17 belediye başkanımız gibi direnenler tarihteki yerini alıyorlar.
Daha üç gün önce… Beykoz Belediye Başkanımız çıktığında, “Bu, AK Parti ile anlaşacak, oraya geçecek” deyip, Belediye Başkanı o gün tekrar tutuklandı. Kendisi AK Parti’ye geçecek haysiyetsizliğini gösterenleri de tarih yazacak; Onlardan hepimiz hesap soracağız!
Açık söyleyelim: Recep Tayyip Erdoğan, kaybettiği belediyeleri almak için her türlü oyuna, hileye, desiseye yol vermiştir, imkan tanımıştır.
Rozet taktığı belediye başkanı vekilinin, onunla birlikte ayrılanların o kayıtlarda olduğunu bilmeden CHP kongresine ses kaydıyla sataşmaktadır. Oysa AK Parti, o ses kayıtçılara kucak açmıştır.
Bayrampaşa’da, AK Parti ile MHP’nin toplam 15, CHP’nin 20 belediye meclis üyesi, 2 de bağımsız varken; AK Parti’ye 7 yetmez, 8 belediye meclis üyesi lazım.
Bayrampaşa’da 8 belediye meclis üyemizi alıp gözaltına koydular. Tutuklayarak Bayrampaşa’yı kazanmaya çalışıyorlar.
Buradan Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa, Beykoz, Aydın; Türkiye seni istemiyor! Düş yakamızdan!
Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Kendine güveniyorsan, ben güveniyorum. Partine güveniyorsan, ben partime güveniyorum. Adaylarına güveniyorsan, ben hepsine güveniyorum. 2 Kasım’da getir sandığı, millet versin kararı. Hodri meydan!
Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum! Eğer cesaretin varsa, "kaptı kaçtı" siyasetçi değilsen, siyasi yankesicilikten medet ummayacaksan, Bayrampaşa’ya, Beykoz’a, Aydın’a gel, gel koyalım sandığı, millet versin kararı. Seni gidi siyasi yankesici seni, seni gidi siyasi yankesici seni!
Milletin vermediğini hileyle almak, milletin vermediğini zorla almak, tehditle almak darbecilerin işidir. Türkiye’ye demokrasiyi getiren parti, senin gibi darbeciye, senin gibi cuntacıya meydan okuyor. Hodri meydan!
Her fırsatta, bir meczup, bir yalancı bulup, bir iftirayla partimize saldırdılar.
Asli hukuk mahkemelerinin sayın hakimleri İstanbul’dakiler kanun açık görevsizlik kararı verdiler, Ankara’ya yolladılar. Burada açılanlar oradan gelenlerle birleştiler. Buradaki mahkemeler normal sürecinde işledi.
Kayyım talepleri, bütün mahkemeler reddetti. Dediler ki, seçimle gelene kayyım olmaz, baştan tedbir olmaz. Ama nihayet, dokuz kapıdan kovulanlar maalesef onuncusunu buldular: İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde birini buldular.
Kim o biri? Kim o biri, söyleyeyim. Beş yıl boyunca eşi İstanbul Büyükşehir AK Parti’deyken, İstanbul Büyükşehir’de avukat olarak çalışan; kendisi AK Parti referansıyla Karahanlılar Genel Müdürlüğü’nün avukatlığına giren; Ulaştırma Bakanlığı’nın davalarını alan, AK Parti kimliği ve rozeti taşıyan birisi açılan sınava girdi. Biri değil, ikisi birden. Sınavı da mülakatı da geçti. Karı-koca hakim yapıldılar.
Avukatlar, avukatlıktan hakimliğe geçerse 5 yıl o ilde görev yapamazlar. Hemen İstanbul Gaziosmanpaşa’ya karı-koca atandılar. 3-4 yıl orada durup sonra Malkara’ya gittiler. 3. bölge olacak Malkara’da en az 4 yıl durması gerekirken, hemen İstanbul’a geri getirildiler, uygun mahkemeye yerleştirildiler.
Nisanda belli oldu; ağustos sonunda nöbetçi mahkeme 45. Asliye Hukuk oldu. Onun gününü beklediler. Talimatı almış bir avukat, gününde başvurdu. Talimatı almış bir mahkeme.
Normalde o davayı Ankara’ya gönderecekken, orada kabul etti. Adli tatil dönüşü ilk gün işlemini yaptı ve İstanbul il başkanlığına kayyum atadılar.
Şimdi Recep Tayyip Erdoğan; “CHP’li şikayet edilen CHP’li, Benimle ilgim var” diyor ya, söyleyelim: Şikayeti hazırlayan senin adliye koridorlarındaki Aktoroslar, çetenin hazırlığı yapan yargı kolları, başkanın bulduğunuz işbirlikçi, mahkeme eski üyesi ve atadığınız kayyumu, valilik emriyle, polis eliyle baba evine sokmaya çalışıyorsunuz.
Biz kimseyi sokağa çağırmadık. Biz herkesi baba evine sahip çıkmaya çağırdık. Siz baba evinin önünü kapattınız. Atatürk’ün evlatlarını sokakta bıraktınız.
Buradan açıkça Recep Tayyip Erdoğan’a söylüyorum: Onun mürekkebinden dökülen, İçişleri Bakanı’nın müsveddesine söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin baba evine kimse el uzatamaz. O uzanan elleri biz değil, baba evinin gerçek sahipleri pişman eder. Pişman olursunuz.
Kendileri demokrasiden nasibini almamış birileri. Siyasi parti nedir bilmeyen birileri, bir siyasi partinin İstanbul İl Başkanlığı’nı 5 bin polisle çeviriyorlar.
Taşıdık, “Öteye gidin” diyoruz, işlemi yapmıyorlar. Milleti partimize sokmuyorlar. Demokratik yarışı kazanamadıkları için darbeciliğe girişiyorlar.
Ama buradan açıkça söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi kolay lokma değildir. Cumhuriyet Halk Partisi herhangi bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi sizin gibi konjonktürün değil, tarihin, milli mücadelenin partisidir. Türk Milleti’nin partisidir."
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 252195
Özel, yeni bir ses kaydı olduğunu belirterek, "Kayyum kararı için kullandıkları adam AKP'ye katılıyor" dedi...
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Ses kaydında birine diyorlar ki 'Sana para verelim, bize oy ver'. O bir kişinin ses kaydının, bu ses kaydının bir kişinin vermesiyle ortaya çıkan bir durum.Bomba. Ses kaydındaki kişi bugün Beykoz Belediye Başkanvekili ile birlikte istifa eden belediye meclis üyesi. AK Parti'ye gidiyorlar." açıklamasını yaptı.
Ses kaydındaki diğer kişi. Şimdi içeride tutuklu olan Ekrem Başkan'a dünya kadar laf söyleyen başka kişi. Kayyum kararı için kullandıkları adam AKP'ye katılıyor. Ses kaydında ne Özgür Çelik var ne de başka birisi.
Özel, CHP'nin eski İstanbul İl Binası, yeni çalışma ofisi önünde MYK toplantısı öncesi açıklama yaptı.
Özel'in açıklamasından başlıklar şöyle:
Kayyım toplumdan ve partiden büyük bir tepki aldı. Başta polisle girmem dediği yerde polisin biber gazıyla, copuyla, on binlerce kişiyi engelleyerek akıllarınca bu binayı ele geçirdiler.
ALİ YERLİKAYA'YA SERT SÖZLER...
Siyasi partilerde tapu genel merkezin. Dava açtığınızda genel merkeze açıyorsunuz. CHP Genel Merkezi'ne kayıtlı bu yeri çalışma ofisi olarak belirledik.
İl başkanlığımızı Bahçelievler olarak belirledi. İçişleri Bakanlığı, valiliğe verdiği talimatla buranın yeni adresini girdirtmiyor. Bakan dışında herkes utanç içinde.
Ali Yerlikaya'ya şunu soruyoruz: Bu bina İstanbul İl Başkanlığı ise vatandaş niye gelemiyor? Bizim çalışma ofisimiz ise sizin ne işiniz var, polisin ne işi var?
Ali Yerlikaya benim gözümde, partide milleti dolandırıp da partiden atılan, kadına tacizden partiden attığımız AK Parti aparatı olarak kullanılan meczuplar kadar değeri yok.
"BEN GELİNCE PALDIR KÜLDÜR KAÇIYORLAR"...
Siyaset tarihinin utancı Erdoğan'a ait. Bu Erdoğan'ın gözünün içine bakıyor. Ben gelince paldır küldür kaçıyorlar buradan. Biz gelince kıyıdan kıyıdan geri geliyorlar. Kimi kime şikayet edeceksin?
Siyasi parti binasına polis mi girer?
"BAYRAMPAŞA BELEDİYESİ'NE ÇÖKECEKLER AKILLARINCA"...
Bayrampaşa Belediyesi'ne operasyon yapıldı. 8 belediye meclis üyemiz gözaltına alındı. Bizim 20 meclis üyemiz var, AK Parti'nin 15 üyesi var. Bayrampaşa Belediyesi'ne çökecekler akıllarınca.
"BU MU BEYKOZ'U ALMAK?"...
Erdoğan biraz önce partisine Beykoz Belediye Başkan Vekili'ni katıyor. Beykoz Belediye Başkanı içeri düştü, mahkemede serbest kaldı.
Serbest kaldığı gün kimileri 'AK Parti'ye geçecekmiş' dedi. Bir gün içinde aldılar Köseler'i içeri koydular. Belediye başkanvekiline de AK Parti'ye geç, içeride kalsın, belediye başkanlığına devam et diyorlar. Bu mu Beykoz'u almak? İçinize siniyor mu?
ÖZGÜR ÖZEL BOMBA DİYEREK DUYURDU...
Bugün diyor ki 'Dürüst siyaset gördünüz şikayet eden ve edilen CHP'li, ses kayıtları var Benle ne ilgisi var' diyor.
Bir tane ses kaydı var arkadaşlar. Daha öncekinin montaj olduğu karara bağlandı biliyorsunuz.
Yeni bir ses kaydı var. Ses kaydında birine diyorlar ki 'Sana para verelim, bize oy ver'. O bir kişinin ses kaydının, bu ses kaydının bir kişinin vermesiyle ortaya çıkan bir durum.
Bomba. Ses kaydındaki kişi bugün Beykoz Belediye Başkanvekili ile birlikte istifa eden belediye meclis üyesi. AK Parti'ye gidiyorlar.
Ses kaydındaki diğer kişi. Şimdi içeride tutuklu olan Ekrem Başkan'a dünya kadar laf söyleyen başka kişi. Kayyum kararı için kullandıkları adam AKP'ye katılıyor. Ses kaydında ne Özgür Çelik var ne de başka birisi.
Oyu bize ver diyen kişi de Özgür Çelik'in listesinde değil, karşı listede aday.
Millet partiye sahip çıkıyor. Üç tane meczup, iki tane partiden atılmış adamın ifadesiyle AK Parti'ye devşirdiğiniz adamın ses kaydıyla partiye çökmeye çalışıyorsunuz.
178 gündür insan içindeyim. Ama sen Bayrampaşa Belediyesi'ne çökmeye çalışıyorsun.
"GAZİOSMANPAŞA AK PARTİ İLÇE BAŞKANI'NI OĞLU OLMASA ORTAYA ÇIKMAYACAKTI"...
Bugün sabah Gaziosmanpaşa'da kasasından para çalınan birisi istifa etti. Gaziosmanpaşa'da iki kasa var. Birisi bizim belediyenin kasası içinden bir tek mühür çıktı. Stok videoları TRT yayınladı. O kasadan mühür çıktı, TRT bile suçunu kabul etti.
Gaziosmanpaşa AK Parti İlçe Başkanı, kasasında 13 milyon lira değerindeki yabancı para ve ziynet çalınınca polise gidiyor. Çalanın oğlu olduğu ortaya çıkıyor.
Paranın kaynağı ispat edemediği için istifasını istemişler. CHP'nin boş kasasından gözaltı yaptınız. AK Parti'nin dolu kasası yüzünden ilçe başkanınız istifa ettiniz.
Normalde o kasa ortaya çıkmaz. Evin oğlu eve girmiş, kasayı çalmış. Bunlar polise gitti, polis oğlanı yakaladı.
Bu millet sizi de bizi de görüyor. Bariyere de, Beykoz'a da, Bayrampaşa'ya da... Bizim alnımız ak. AK Parti'nin paçasından ne akıyor?
Ne yaparsanız yapın buradayız, partimizin başındayız. Milletten aldığımız bayrağı bırakmayız.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 420398
Manavgat Belediyesine yönelik yürütülen yolsuzluk, rüşvet, irtikap ve zimmet operasyonunda, zirai depoya gizlenmiş 3 kilogram külçe altın, 500 bin avro ve 153 bin 160 dolar ele geçirildi...
Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca Manavgat Belediyesine yönelik yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturması, alınan ifadeler, ele geçirilen belge ve deliller ışığında genişletildi.
Operasyon kapsamında tutuklu bulunan ve görevinden uzaklaştırılan Manavgat Belediye Başkanı Niyazi Nefi Kara'nın yeğeni H.C.G, savcılıktaki ek ifadesinde, rüşvet paralarının bir kısmını Kara'nın talimatıyla belediye başkanının yakın arkadaşı olduğu belirtilen A.D.K'ye teslim ettiğini söyledi.

A.D.K. de savcılık huzurunda verdiği ifadede, H.C.G'den teslim aldığı paraları, Kara'nın talimatı doğrultusunda zirai depoda sakladığını kabul etti.

Savcılık talimatıyla yürütülen soruşturmada, Cumhuriyet Savcısı gözetiminde yapılan yer gösterme ve arama işleminde, zirai depoda gizlenmiş 3 kilogram külçe altın, 500 bin avro ve 153 bin 160 dolar bulundu.
KAYNAK: Ajanslar







