head

2183026 810x458 75f08
Pazartesi, 31 Ağustos 2026

 

 

Manşetler

Mersin Aydıncık’ta şiddetli yağış sonrası heyelan meydana geldi. Alanya’yı da etkileyen Mersin-Antalya kara yolu çift yönlü trafiğe kapatıldı...

Yola düşen toprak ve kaya parçalarının isabet ettiği araçta 1 kişi hafif yaralandı.

Yamaçtan kopan toprak ve kaya parçalarının kara yoluna sürüklenmesi nedeniyle Mersin-Antalya karayolu çift yönlü olarak trafiğe kapatıldı. Bölgede hem güvenlik önlemleri artırıldı hem de yol temizleme çalışması başlatıldı.

653945923 26978920768375437 201154377817768604 n 2c05f

HEYELAN YOLA İNDİ, ARAÇ ZARAR GÖRDÜ...

İlk bilgilere göre heyelan sırasında seyir halinde bulunan bir araç, yamaçtan gelen toprak ve kaya parçalarının arasında kaldı. Araçta maddi hasar oluştu. O sırada araçta bulunan 1 kişinin hafif yaralandığı, olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından sağlık durumunun iyi olduğunun öğrenildiği bildirildi.

BÖLGEYE EKİPLER SEVK EDİLDİ...

İhbar sonrası olay yerine sağlık, jandarma ve karayolları ekipleri yönlendirildi. Karayolları ekipleri iş makineleriyle yola savrulan toprak ve kaya parçalarını temizlemek için çalışma başlattı. Heyelan nedeniyle güzergâhta uzun araç kuyrukları oluştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

 

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Bu memlekette iki kişi Abdullah Öcalan’ı çok seviyor. Bir tanesi ona ‘kurucu önder’ diyor, ‘Kürtlerin lideri’ diyor. Hatta Türkiye’deki Kürtlerin de dışında ‘Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın Kürtlerinin de lideri’ diye tanımlıyor. Öbürü de onun işaret ettiği her yolun peşinden gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanan komisyonu arzulayan ve isteyen Abdullah Öcalan’dır, uygulayan Devlet Bahçeli ile Numan Kurtulmuş’tur" dedi...

 

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Ordu İl Başkanlığı'nın bir oteldeki iftar programına katıldı.

Dervişoğlu iftarın ardından yaptığı konuşmada, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.

Müsavat Dervişoğlu özetle şöyle konuştu: - "Bu hükümete bu Arap sevdası nereden bulaştı, ben bilmiyorum ya da millet biliyor mu diye sorgulamak istiyorum. Bu hükümet bazı önemli günlerde Cumhuriyet’le nazire yapıyor. - Mesela Recep Tayyip Erdoğan donanmayı ve hava kuvvetlerini Vahdettin Köşkü’nden selamlamak suretiyle Cumhuriyet düşmanlarına cüret ve cesaret verebilecek adımları atabiliyor.

  • Türkiye'nin felaketine sebep olabilecek bazı uluslararası anlaşmaları geçmiş dönemlerde önemli tarihi mekanlarda ve o günlerde yapıyor. Mesela Avrupa Birliği Uyum Yasalarını imzalarken, Erzurum Kongresi’nin yıl dönümünde Erzurum Kongresi’nin toplandığı salonda bunu gerçekleştiriyor.
  • - Mesela peşmergeleri Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine sevk ederken belirledikleri tarih Cumhuriyet’in kuruluşunun yıl dönümü olabiliyor. Bu durum ülkeyi yönettiğini zannedenlerin, Cumhuriyet'le bir türlü barışamadıklarını gösteriyor.
  • “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇEKİLDİĞİMİZ GÜNDEN İTİBAREN ORTALAMA HER GÜN BİR KADINIMIZ ÖLDÜRÜLÜYOR”
  • - Türkiye bir gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. İmza sahibi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğimiz günden itibaren ortalama her gün bir kadınımız öldürülüyor. - Bu cinayetler yabancılar tarafından işlenmiyor, ya eski eşler ya eski nişanlılar ya eski sevgililer. Bazı şeylere geri dönebilmek mümkün olmalı. - O sebeple İYİ Parti'nin Türk milletine karşı en önemli vaatlerinden biri Cenab-ı Allah iktidarı nasip ederse İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek olacak.
  • “MAHKEMELER SİYASİ DAVALARLA DOLU”...
  • - Mahkemeler siyasi davalarla dolu. Hukuki olması icap eden soruşturmalar artık doğrudan doğruya siyasetin içine el attığı soruşturmalar ve yargılamalara dönüşüyor. Silivri'de bir mahkeme kuruyorlar örneğin. Şimdi biz bir konuyu sahiplenince ‘Burada şu var, orada şu var’ diyorlar. Ben onun peşinde değilim, ben adalet peşindeyim. - Silivri mahkemelerinde geçmiş dönemde Ergenekon davaları da görüldü, Balyoz davaları da görüldü. Onların sonuçlarının ne olduğunu da bu millet gördü. Dolayısıyla bugün bir yolsuzluk soruşturması diye tanımlanan ama esas itibariyle yolsuzluk soruşturmasını aşan bir siyasi komplo atmosferi doğuran bir durumla karşı karşıyayız. - Bana, ‘Sahip mi çıkıyorsun’ diyorlar. Sahip çıktığım şey hukuktur, adalettir, demokrasidir ve eşitliktir. Yoksa biz başkaları gibi herhangi bir davanın savcısı ya da hakimi olmak derdinde değiliz.
  • “TAYYİP BEY BU İŞLERDE KÜTÜĞÜ SUYA ATAR VE YUKARIDAN
  • SEYREDER”...
  • - Komisyonlarda iki yıla yakın bir süre konuşup tartıştılar. Kimin hangi derdi çözüldü? Derdi çözülen birini duydunuz mu? Orada ne konuşuluyor? Milli kimliğimiz konuşuluyor. Orada ne konuşuluyor? Üniter devlet yapımız konuşuluyor. Orada ne konuşuluyor? Abdullah Öcalan’a umut hakkı nasıl verilecek, toplum içine adamlarıyla birlikte nasıl karıştırılacak, o konuşuluyor. - Ve bütün bunlarda da Abdullah Öcalan’a bir statü tanınması gerekliliğinden bahsediyorlar. Tayyip Bey bu işlerde kütüğü suya atar ve yukarıdan seyreder. Kütük denize inecekse ona sahip çıkar. Kütük bir kenara takılırsa ‘Bu işte benim herhangi bir sorumluluğum yok’ deyip, elini yıkayıp, kendini kurtarır. - Bu işlerin kirli maşası olarak ortağını kullanmaktadır. Ve o ortak, üzülerek ifade ediyorum, son dönemki söylemleri ve uygulamalarıyla bütün Türk milliyetçilerini utandırtmıştır.
  • “İHANETİN ZAMAN AŞIMI YOKTUR”...
  • - Buna benzer olaylar geçmişte de yaşandı. 12 Eylül’ü yapanlar kendilerini geçici bir anayasa maddesiyle güvenceye almışlardı. Şimdi de ‘Bu sürece dahil olanların bir hukuki güvencenin altına alınması lazım’ diyorlar. Yani onlar için bir yasa çıkarmaları lazım. - ‘Bir gün birileri gelir ve bu yapılan şeyin delillerini toplayarak ihanet olduğunu ispat ederlerse kendimizi kurtarmamız gerekir’ diyorlar. Onun için bu işe bulaşan bürokratlar, bu işe bulaşan siyasiler bir güvenlik şemsiyesi arıyorlar. Buradan sesleniyorum, ihanetin zaman aşımı yoktur. Bunun hesabını mutlaka onlardan soracağım.
  • “BU MEMLEKETTE İKİ KİŞİ ÖCALAN’I ÇOK SEVİYOR”...
  • - 2013 yılından itibaren Abdullah Öcalan’ın radarına takılmış. Abdullah Öcalan, 2013’te ‘Böyle bir süreci yaşama geçirirsek, Numan Kurtulmuş denen bir adam var, ondan istifade etmemiz gerekir’ diyor. Bunların Öcalan sevgisi nereden kaynaklı bilmiyorum ama bu memlekette iki kişi Abdullah Öcalan’ı çok seviyor. - Bir tanesi ona ‘kurucu önder’ diyor, ‘Kürtlerin lideri’ diyor. Hatta Türkiye’deki Kürtlerin de dışında ‘Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın Kürtlerinin de lideri’ diye tanımlıyor. Öbürü de onun işaret ettiği her yolun peşinden gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanan komisyonu arzulayan ve isteyen Abdullah Öcalan’dır, uygulayan Devlet Bahçeli ile Numan Kurtulmuş’tur.
  • “KENDİNİ BİLMEZ VATANSIZLAR TÜRK MİLLETİ BİLE YAZMAMIŞLAR, İYİ PARTİ’NİN ADINI NASIL KOYACAKLAR?”
  • - Bizim için ‘Komisyon çalışmalarına daha önceden katılmayacağını bildiren bir siyasi parti’ diyorlar. Rapora baktığınızda ya da 50 sene sonra çocuklarınız raporu incelediğinde İYİ Parti’nin raporda adı yok. Muhalefet şerhlerimizi bile oraya koymamışlar. İYİ Parti'yi gölge altında bırakmışlar. - Başkanlık Divanı Üyesi arkadaşlarım bu konuya çok büyük bir tepki gösterilmesini talep ettiler. Ben de rahatsızlığınız niye diye sordum. ‘İYİ Parti'nin adını koymamışlar’ dediler. Bu kendini bilmez vatansızlar o rapora Türk milleti bile yazmamışlar, İYİ Parti'nin adını nasıl koyacaklar oraya?
  • “EN BÜYÜK BAŞARILARIMIZDAN BİRİ DE HAİNLERİN TAKDİRİNE MAZHAR OLMAMAKTIR”
  • - Statü arıyor ya, ‘Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e teşekkür ederim’ diyor. Tayyip Bey'le eşitleniyor, Devlet Bey'le eşitleniyor, Özgür Bey’le eşitleniyor. Allah'tan bize bir şey diyemiyor. - İYİ Parti'nin kurulduğu günden beri elde ettiği en büyük başarılardan birisi hainlerin teveccühüne ve takdirine mazhar olmamaktır. Ve siyasi karnemizin baştan aşağı pekiyi olmasını da temin eden şey, bu yolda atmış olduğumuz doğru adımlardır.
  • “KURTULMUŞ BU ENKAZIN ALTINDA İYİ PARTİ DEĞİL, SEN KALACAKSIN”
  • - Değerli hemşehrimiz Numan Kurtulmuş şimdi bize aba altından sopa gösteriyor. Bu süreç şayet arzuladığı biçimde tamamlanmaz ise sivil siyaset bunun altında kalırmış. Beyefendi geldiği günden beri Anayasa değiştirme derdinde, komisyon kurma derdinde, yasal düzenleme yapma derdinde ya; şimdi de bize ‘Bunun bedelini siz ödersiniz’ demeye getiriyor. Ey Numan Kurtulmuş, memleketiniz olan Ordu’dan sana sesleniyorum: Bu enkazın altında İYİ Parti değil, sen kalacaksın sen.
  • “KENDİ KENDİNE YAZDIĞIN MEKTUBUN TÜRK MİLLETİYLE NE ALAKASI VAR”
  • - Komisyon raporuna imza atıp kaçmakla sana kurtuluş yok. Siz böyle bir şey gördünüz mü? Numan Kurtulmuş ne iş yapıyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, aynı zamanda da kendini bu komisyona başkan atıyor. Komisyon bir rapor hazırlıyor. Numan Kurtulmuş imzasıyla Numan Kurtulmuş'a gönderiyor. - Kendi kendine yazdığın mektubun Türk milletiyle ne alakası var? Canın ne zaman isterse Abdullah Öcalan’a methiyeler dizebilirsin. Onların eşkıyalarının hayata dahil olmalarını temin etmek adına arzuladığın adımları atabilirsin. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni böyle bir suça ortak ederseniz, bizim de görevimiz bunu ifşa etmektir. - Onun için gittiğim her yerde Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum ve diyorum ki: Ey Numan Kurtulmuş, boyunun uzunluğuna bakma, ben senden kısa değilim. Ama ‘Bende bu endam var diye istediğim her şeyi yapabilirim’ diyorsan, sana buradan bir uyarı olsun, İYİ Parti'nin olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde arzuladığınız gibi at oynatamayacaksınız.
  • “DİYARBAKIRLI DA BATMANLI ŞIRNAKLI DA SİZİN GİBİ BENİ ALKIŞLADI”
  • - Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı olmakla iftihar eden, Türk bayrağının altında bulunmakla övünen, Türkiye Cumhuriyeti devletine sadakatle bağlı olan insanlarla görüştüm. ‘Abdullah Öcalan denen cani sizi temsil edemez’ dediğimde, siz beni nasıl alkışladıysanız Diyarbakırlı da Batmanlı da Bitlisli de Muşlu da Şırnaklı da beni alkışladı. 'Aslında yapmak istediğim Kürtler için de bir savunma hattı oluşturmaktır' dedim. Benimle hemfikir olduklarını ifade ettiler.
  • “CUMHURİYET HALK PARTİSİ, ATATÜRK’ÜN KURDUĞU PARTİDİR”...
  • - Herkesin müştereken siyasi kaygılarla altına imza atmış olduğu komisyon raporunda İYİ Parti'nin izi bile yoktur. ‘Bu dediklerini kabul edeyim de yarın seçim olursa DEM Parti’yle kolay ittifak yapabilme imkanı olur’ diye düşünmüş bir kısmı. Onları da buradan uyarıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu partidir. - Türkiye Cumhuriyeti devletini eğer Atatürk’ün kurduğu parti kadar önemsemeyi beceremezseniz Atatürk’ün kurduğu parti olma ünvanına sahip çıkamazsınız. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in değerlerinin savunulması, Türk milletinin milli refleksleri ile mümkün olabilecek bir şeydir.
  • “ORDU’NUN BENİM İÇİN ORDULAŞMASI LAZIM”...
  • - AK Parti'ye yakın bir kamuoyu araştırma şirketinin anketinde İYİ Parti’nin oyu yüzde 9 gösterilmiş. Bize 9 yetmez. Biz bu ülkeyi yöneteceğiz diyoruz. Yüzde 9’la bu ülke yönetiliyor mu? Bu ülkenin yönetilebilmesi için yapılması gereken işler, atılması icap eden adımlar, sandıktan çıkacak oyu kazanabilecek bir bakış açısına ihtiyacımız var. - Neyle olacak bu? Trabzonlu bana Karadenizli diye sahip çıkarken, Giresunlu bana Karadenizli diye sahip çıkarken; ‘Bu adam bizi düşünüyor’ deyip Bitlisli, Bingöllü, Muşlu, Siirtli, Batmanlı bize sahip çıkarken, Ordu'nun da bir duruş sergilemesi lazım. Ordu’nun benim için ordulaşması lazım. Ülkeyi yönetmeye talibim arkadaş.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

CHP, “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 99’uncusunu Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaliyle başlayan operasyonların yıl dönümünde mitinglerin başladığı Saraçhane'de gerçekleştirdi. CHP yönetimi ve örgütlerinin çağrısıyla on binler Saraçhane'ye akın etti...

saraçhane de dev miting 1 648761640 931356792773185 4135623219999094310 n db720

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 99’uncusunu, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonların yıl dönümünde bu akşam Saraçhane’de düzenledi.

Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınıp tutuklandığı süreçte tepkilerin merkezi olan Saraçhane'deki İBB binası bir yıl sonra yine on binlere ev sahipliği yaptı.

İmamoğlu’nun diplomasının yıl dönümüne de denk gelen miting öncesinde çeşitli siyasi partiler ile emek ve meslek örgütleri Saraçhane’ye yürüyüş gerçekleştirdi.

saraçhane de dev miting 3 648761640 931356792773185 4135623219999094310 n 944aa

Geçtiğimiz yıl 19 Mart’ta polis barikatına rağmen Beyazıt’tan Saraçhane’ye yürüyen İstanbul Üniversitesi öğrencileri, bu yıl da aynı güzergâhta yürüyüş düzenledi.

saraçhane de dev miting 2 648761640 931356792773185 4135623219999094310 n c2743

Çevre il ve ilçelerden katılımın olduğu miting öncesinde Saraçhane ve çevresinde yoğunluk artarken, kalabalığın giderek büyüdüğü gözlendi.

Üniverisite öğrencileri, sendikalar ve bir çok siyasi partinin destek verdiği miting öncesi X hesabından bir paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel "Başımız dik, alnımız ak. 19 Mart Darbesi'nin birinci yılında yine milletleyiz, Saraçhane’deyiz!" ifadelerini kullandı.

CHP lideri Özel'den önce öğrenci temsilcileri, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu kürsüye çıktı.

Dilek İmamoğlu'nun konuşmasının ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yaval kalabalığa hitap etti.

Silivri'de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun mesajı ise CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik tarafından alanı dolduran on binlere okundu.

İmamoğlu'nun mesajının ardından kürsüye CHP lideri Özgür Özel çıktı. Konuşmasına Adnan Yücel'in "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" şiiriyle başlayan Özel'in konuşmasından satırbaşları:

"BİR EKREM’İ ALARAK İŞİ BİTİRDİK SANIYORLARDI"

Bir Ekrem'i alarak işi bitirdik, onları sindirdik sanıyorlardı. Bir yıl sonra bir Ekrem'in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Diplomayı iptal ettikleri gün birileri, devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydular. Milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından ertesi sabah Ekrem Başkan'ın kapısına yüzlerce polisle dayandılar.

O gün Ekrem Başkan'ın kapısına gelenler, onu Vatan Emniyet'e götürdüğünde, eşi ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün ne olacaksa olacak ama bugün olacak dedik. Darbenin hedefinin Ekrem Başkan, Parti'nin yükselişi ve Saraçhane olduğunu biliyorduk.

"BEYAZIT'TA BARİKATLARI YIKANLARA SELAM OLSUN"

Size bunu duyurduktan sonra eylem ve toplanma yasaklarını duyurdular. Yetmedi toplu taşımaları kapattılar. O gün Beyazıt'ta üniversiteliler barikatla karşı karşıyaydılar. O gün Vatan'da ve Beyazıt'ta barikatları yıkanlara, geleceğine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun.

O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul'un, Boğaziçi'nin, Yıldız Teknik'in, İTÜ'nün ve diğer tüm üniversite gençliğinin önünde saygıyla eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Tam 7 gece aynı otobüsün üstünden aynı mikrofona konuşarak hep beraber Türkiye'ye ve dünyaya 'biz bitti demeden bitmez, biz meydandayız, eylemdeyiz' dedik. İlk gece tüm yasaklara rağmen buraya 110 bin kişi geldi.

"İLK GECE 110.000 KİŞİ"

Ama ahir ömrümde bana deseler bir madalyan var demokrasiye, cumhuriyete ve ülkenin geleceğine dair kime verirsin deseler o madalyadan 110 bin tane isterim geçen sene burayı dolduran her birinize veririm.

İlk gece 110.000 kişi... Her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü, ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu'nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyleydik! Ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti, dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi! İşte o günden belliydi; Cumhuriyet'in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek!

“DİRENİŞ TÜM TÜRKİYE’YE YAYILDI”

Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane'den yakılan meşale, tüm Türkiye'de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik, Maltepe'de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde, her hafta sonu Anadolu'nun bir ilinde olduk. O illere gittik. Buranın, İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk ve bu eylemleri bir gün İstanbul'da, bir gün Anadolu'da bir yıl boyunca sürdürdük.

Önce 'Bu eylemler bir aya biter' dediler. Yaz geldi, 'Sıcakta kimseler kalmaz, öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider' dediler. Ama ne yazın, ne kışın durdunuz. Antalya'da 45 derecede, Çankırı'da eksi 4 derecede, sizin yaktığınız o meşale yandı, yandı, yandı! Bütün Türkiye'yi sardı! Siz başardınız, siz başardınız!

"BU MİKROFON TAM 112 SAAT BOYUNCA ELİMDE"

Bir yılda elbette hep konuştuk. Soğukta olmaz, eyvallah. Sıcakta olmaz, elbette. Ama hep dedik ki, biz bir eyleme, bir mücadeleye, yani kuru kuruya bir mitinge değil, verilen büyük bir mücadeleye çağırıyoruz insanları. İşte 98.'si geride kaldı, bugün akşam 99. eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane'deyiz. Hep birlikteyiz!
Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4 buçuk gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz.

"105 BİN KİLOMETRE BOYUNCA MÜCADELE"

Dünyanın çevresi 40 bin kilometre. Bu otobüs bir yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan koşarak, durmadan koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs tek başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen, ses teknikerine, personellerine; bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere; kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dronu kullanana... Helal olsun tüm emekçi kardeşlerime!

"TÜM SİYASİ PARTİLERE VE ÖRGÜTLERE TEŞEKKÜR"

Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere; başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye'nin bütün demokratlarına selam olsun! Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine.
Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

"GÜCÜMÜZ HALKTAN ALIYORUZ"

Ve sizler... 98 mitinge katılan 15 buçuk milyon yürekli, kahraman insan! Ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.

Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump'tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk'ün emaneti Cumhuriyet'ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz! Ve gücümüzü sonuna kadar koruyacağız ve asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız.

"ŞİMDİ SIRA SARAÇHANE’DE

Birinci mitingi Uşak'ta yaparken tüm Türkiye'ye seslendik. Dedik ki; 'Şimdi sıra yine Saraçhane'de. Saraçhane'ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane'de 99. mitingde buluşuyoruz' dedik. 'Bekle bizi İstanbul' dedik. İşte şimdi İstanbul'a geldik.

“100'ÜNCÜ EYLEME HERKESİ ÇANAKKALE'YE BEKLİYORUZ”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin 111'inci yıldönümü olduğunu anımsatarak, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk tüm şehitleri ve gazileri rahmetle ve minnetle andıklarını belirterek, şunları kaydetti:

Mehmetçiğin geçirmediği o donanmayı, bir kişinin kararıyla geçirttiğini, birilerinin çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca o donanmaya binip kaçanları da, o donanma geldiğinde Kartal İstimbotu'nun üstünden yanındakine 'Geldikleri gibi gidecekler' diyenleri de biliyoruz. İşte tam bu ruhla, bu inançla, tam bu azimler, 98 eylemden sonra duracak mısın diyenlere, durmayacağız, devam edeceğiz diyoruz. 100'üncü eyleme herkesi Çanakkale'ye bekliyoruz.

“CHP, 47 YIL SONRA TÜRKİYE'NİN BİRİNCİ PARTİSİ OLDU”

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür derler. Her şey Kasım 2023'te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz, umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin 'ayağa kalkalım' demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Bundan sadece dört ay sonra gidilen seçimlerde AK Parti tarihinde ilk kez yenildi. CHP, 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi oldu.

Bu zaferi ne kendimize ne partimize saydık, bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi durduramayacağını biliyordu. O, ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu, onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip bakan yardımcısı yaptığı birini bu sefer İstanbul'a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete, her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi.

“TAM 365 GÜNDÜR O DARBE SÜRÜYOR”

Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer alındı, Türkiye'nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş ve Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart'ta Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart'ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı.

Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor. 19 Mart, devletle millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimdir. 19 Mart, bu ülkeyi kimin yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremesin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele, parti mücadelesi değildir, bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir.

"SİYASETİ VE SANDIĞI KORUMA MÜCADELESİNİ TOPLUMSALLAŞTIRIYORUZ"

Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti, İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı. Modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakına veren, AK Parti'ye veren, sosyal medyadan AK Parti'ye karşı sandıkta görüşürüz diye yazmaya başladılar. İşte 19 Mart, milletin sandıkta görüşürüz deme iradesine karşı, yani ister AK Parti'ye oy veren sanayi sitesinde çalışan, bir gün hayali aracını biraz daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşma isteyen olsun, ister İstanbul Üniversitesi'nde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun.

Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil, seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği, istemediğini gönderdiği bir düzen bu ülkeyi var eden, kurtaran kuran bugünlere taşıyan düzendir. Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa, bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı, bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz.

İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde, tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen 'Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım, almazsam karşı çıkarım, istemediğimi değiştirirm' diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en büyük güvencemizdir. Bu meydan sadece kendinden değil bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi adım adım büyütmeye, hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız?

"DARBEYİ PÜSKÜRTMEK TÜM DEMOKRATLARIN GÖREVİDİR"

İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir, bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada, işte Adana'nın seçilmiş başkanı Zeydan Karalar aramızda. Hapisteki kardeşlerimizi, dostlarımızı, yiğitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.

Özel, daha sonra tutuklu belediye başkanlarının tamamının ismini saydıktan sonra, partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na, 'Bekle kar altında yatan buğday tanesi, yine onun sularıyla yeşereceksin. göz yaşların çare değil, ağlama büyü. Başını dik tutabilirsen boy vereceksin' diye yazdığını söyledi. Özel'in bu sözleri üzerine şarkıcı İlkay Akkaya, "Bekle Buğday Tanesi" isimli şarkıyı seslendirmek üzere otobüse çıktı.

Akkaya, şarkısını söyledikten sonra, "Yaşama hakkı elinden alınan çocukların, kadınların, sokak hayvanlarının yanındayız. İnancından, etnik kimliğinden, cinsel yöneliminden dolayı ötekileştirenlerin yanındayız. İşçi sınıfının, gençlerin, yoksulların, tüm mazlumların yanındayız. Eperyalist savaşların karşısında barışın ve halkların kardeşliğinin yanındayız" dedi.

“ARTIK BU DAVAYI SÜRDÜRMEK MİLLETE İHANETTİR”

Özel konuşmasını şöyle sürdürdü:

Arkadaşlarımıza ne yalanlar, ne iftiralar attılar. Ama her gün bir doğru bir yalanı çürüttü, bir dürüst bir iftiracıyı püskürttü. ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye yola çıkmışlardı, gelinen noktada 560 kuruş bile ispatlanamadı, iddianameye giremedi. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, yalan çıktı. ‘Valizlerde para’ dediler, jammer çıktı. ‘Parke altından 2 milyon Euro’ dediler, tamamı yalan çıktı. ‘İmamoğlu’nun lüks araçları’ MHP’li vekilin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası, AK Partilinin ve içinden dolar yerine mühür çıktı.

Ancak TRT bunların yerine montaj görüntülerle yayıncılık yapan bir haysiyet celladının ellerinde çıktı. Bizim haklılığımızla onların kumpasları da tek tek ortaya çıktı. Bugün ellerinde gizli tanıklarından başka hiçbir şey kalmadı. İşte onlar, şimdi iftiralarından vazgeçiyorlar. Antalya’da daha bugün bir itirafçı ‘Baskı gördüm, tehdit edildim, yalan söyledim. Söylediklerimden zarar görenler hakkını helal etsin’ dedi. Mahkeme hakkında işlem başlatmaya kalktı.

İBB davasında gizli tanık Meşe vardı. Ekrem Başkan onun ifadeleri ile tutuklandı. İddianame gelince Meşe’nin ortada olmadığı çıktı. Aynı lafların başka bir gizli tanığa aynen yapıştırıldığı çıktı. Bugün Antalya’da ‘Baskı gördüm, günaha giremem’ diyen de geçen hafta İstanbul’da Silivri’de konuşan da bugün ‘Ben bu ifadeyi demedim. Savcı böyle yazdı, imzalattı’ deyip doğruyu anlatan da bir kumpasın nasıl çöktüğünü hepimize gösteriyor.

Devletin gücünü kötüye kullanarak bize efelik yapanlara söylüyoruz; biz kimsenin değil, milletin gücünü kullanıyoruz. Biz hiçbir yerden değil; milletten, meydandan destek alıyoruz. Bakın duruşmalarda canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar duruşma salonlarını bile boşaltacak kadar korkuyorlar.

Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Tarihe uzun yıllar başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan biri olarak geçebilirdin. Ama bir darbeye kalkıştın, ısrar ettin, tarihe bir darbeci olarak; Cumhurbaşkanı değil, Cunta Başkanı olarak geçeceksin.”

"KİRLİ APARATININ MAL VARLIĞI AÇIKLANSIN"

Sevgili İstanbullular, küçük turpun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turpun marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi? Büyük turpu biliyor musunuz? Turpun büyüğü belli, küçüğü 1,50. Onu da biliyor musunuz? İşte o her darbede, her kumpasta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler. Makam ve mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar.

19 yıl devlet memurluğu yapmış; en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa bütün maaşlarına biriktirse 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek ‘Dört evim var’ diye gösterdi. Bu dört evin üçünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 taşınmaz söyledim. Yedisinin ID numaralarını verdim.

Bu yayın bitince bütün basına 12’sinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer beşi de geldi. Bu ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ‘ID numarası doğru değil’ diyemiyor. ‘Ben bunu satın almadım, sonra satmadım’ diyemiyor. Sadece ‘Bende dört tane var’ diyor. Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar Ispartakule Bizim Evler projesinde 2024’ün yedinci ayında emlak bildirimi yapmışsın. Bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Ayrıca yine basına geçiyorum.

Dün söylediğimiz Mesa İstanbul Evlerinde, bugün bende yok diyorsun, ilki 3 milyon ve her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini Mesa’nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan’a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz. İki; e-devlette bütün taşınmazları dökün ve Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var.

Bir darbeye kalkışacaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız, ‘İftira atarsan çıkar, çocuğa kavuşursun’ diyeceksiniz. Malına çöktüğüne ‘Şu kadar vereceksin’ diye avukat yollayacaksınız, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüy bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz, peşini bırakacağız. Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler…

Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar… Biz, siz tarihin doğru tarafında duranlarsınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız. Durmayacağız. 100’üncü eylemde 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale’de olacağız. Burada defalarca hep beraber zindanlarda; Silivri zindanlarında, Antalya’da, İzmir’de, Bolu’da, Düzce’de, Gebze’de, Tekirdağ’da zindanlarda duran yiğitlerimize, aslanlarımıza seslendik.

Zülfü Livaneli’den dinledik. Rahmetli Volkan Konak’tan dinledik. Bugün Zülfü Ağabey bir sağlık sorunu, bir yakınının sağlık sorunu nedeniyle yurtdışında. Ama onun da çok sevdiği, bizim de çok sevdiğimiz birisi ‘Yiğidim Aslanım’ demek için burada. Sevingül Bahadır geliyor. ‘Yiğidim Aslanım’ demeye geliyor.

“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA”

Bir büyük acının yıldönümünde, bir büyük ayıbın yıldönümünde, bir muhteşem direnişin 365’nci gününde, bu soğukta, bu ayazda buraya geldiniz, burada beklediniz. Şimdi buradan hep beraber 111’nci yıldönümünde Çanakkale Zaferi’ni ve ‘Savaş kaçınılmaz değilse cinayettir’ diyen, hem tarihin gördüğü en büyük askeri, hem de tarihin gördüğü en büyük devlet ve barış adamını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü selamlıyoruz.

Buradan Filistin’i, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ı selamladığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesi gibi selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Yeni bir dünya kuracağız, yağmurlarda yıkanıp güneşte kuruyacağız.

Göklerle dost, yıldızlarla kardeş olacağız. Dökülürken dünyamıza ayın ışıkları, tutup kollarından bulutları hep beraber halaya duracağız. Tüm Türkiye’de bir söz veriyorum ve onu tekrarlamak istiyorum. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazar günü partimizi iktidar, Ekrem Başkan’ı Cumhurbaşkanı yapacağız.

O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane’de toplanacağız ve Bozdoğan Kemeri’nin önünde öğrencisiyle, polisiyle, işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, esnafıyla, eşrafıyla, omuz omuza halaya duracağız. Var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Şunu bilelim. Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Tutsak kurtulmadan infaz koruma memuru kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

“BİR AN ÖNCE SEÇİM OLSUN, TÜRKİYE’DE HER GÜN BAYRAM OLSUN”

Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bugün buradan hep birlikte ayrılıyoruz.

Görev yapan emniyet güçlerine teşekkür ediyoruz. En ufak bir sorun yaşamadan meydanı boşaltıyoruz. Hep birlikte iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman hepimizin yolu açık olsun. Hepinizin yolu açık olsun. Güle güle gidin, iyi bayramlar olsun. Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

Mersin’de ortaya atılan at eti iddiaları sonrası Alanya’da da vatandaşlar

 

 

Kaynak: Aydınlık Gazetesi, Kaan Arslan yazısı

Antalya Kepez Kaymakamlığı binasında ateş açıp bir odaya kapanan şüpheli, 4,5 saat süren ikna görüşmelerinin ardından teslim oldu...

Kepez Kaymakamlığı binasında silahla ateş açtıktan sonra bir odaya kapanan şüpheli, polis ekiplerinin saatler süren ikna çalışmasının ardından teslim oldu. Olay anına ait güvenlik kamerası görüntüleri de ortaya çıktı.

Antalya'nın Kepez ilçesinde kaymakamlık binasında yaşanan silahlı kriz, günün en çok konuşulan olaylarından biri oldu. Edinilen bilgilere göre M.Y. isimli şüpheli, Kepez Kaymakamlığı hizmet binasına girerek silahla ateş açtı. Silah seslerinin ardından bina içinde büyük panik yaşanırken, vatandaşlar ve kamu personeli kısa sürede tahliye edildi.

antalyada kaymakamlik binasinda silah sesleri ozel harekat devrede 69b7d68faffd3 1d5d4

KAYMAKAMLIK BİNASINDA PANİK YAŞANDI

Olayın saat 11.00 sıralarında yaşandığı belirtiliyor. İlk belirlemelere göre bina içinde peş peşe silah sesleri duyuldu. Bunun üzerine bölgeye çok sayıda polis, özel harekat ve sağlık ekibi sevk edildi. Kepez Kaymakamlığı çevresi güvenlik çemberine alınırken, bazı yollar da kontrollü şekilde trafiğe kapatıldı.

Binada işlem için bulunan çok sayıda kişi apar topar dışarı çıkarıldı. Resmi işlemler bir süre tamamen durdu. Özellikle kamu binasında yaşanan bu olay, bölgede hem çalışanlarda hem de vatandaşlarda ciddi tedirginlik yarattı. Kepez gibi gün içinde yoğun hareketliliğin olduğu bir noktada yaşanan silahlı kriz, çevrede bekleyenlerin de uzun süre endişeyle gelişmeleri takip etmesine neden oldu.

K A Y M A K A M L I K B I N A S I N D A A T E S A C I P K E N D I N I 1215518 361438

ŞÜPHELİ BİR ODAYA KENDİNİ KİLİTLEDİ...

İddiaya göre silahlı şüpheli, ateş açtıktan sonra bina içindeki bir odaya girip kapıyı kilitledi. Dışarı çıkmayı reddeden M.Y. ile polis ekipleri arasında uzun süren bir müzakere başladı. O sırada özel harekat polisleri binanın çevresinde önlem aldı, müzakereci ekipler ise şüpheliyi ikna etmeye çalıştı.

İş uzadı. Binanın önünde bekleyen kalabalık da büyüdü.

 
 

4,5 SAAT SONRA TESLİM OLDU

Yaklaşık 4,5 saat süren ikna görüşmelerinin ardından şüpheli elindeki silahı bırakarak teslim oldu. Sağlık kontrolü için ambulansa alınan zanlı, daha sonra emniyete götürüldü. Olayda ilk aşamada can kaybına ilişkin resmi bir bilgi paylaşılmadı. Soruşturmanın, şüphelinin kaymakamlık binasına neden silahla geldiği ve neyi hedeflediği sorularına yanıt arayacağı belirtiliyor.

KORKU FİLMİNİ ANDIRAN GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI

Olayın ardından güvenlik kamerası görüntüleri de gündeme geldi. Bazı haberlerde, şüphelinin bina içinde silahla ilerlediği ve ateş açtığı anların kayıtlara yansıdığı aktarıldı. Görüntüler, kamu binasında yaşanan tehlikenin boyutunu daha net ortaya koydu. Bu nedenle olay sadece Antalya'da değil, ülke genelinde de dikkat çekti.

ANTALYA'DA GÜVENLİK TEDBİRLERİ VE SORUŞTURMA

Olay sonrası emniyet birimlerinin binada ve çevresinde detaylı inceleme yaptığı öğrenildi. Şüphelinin ifadesi, silahın ruhsat durumu, binaya giriş şekli ve olası bağlantıları soruşturmanın ana başlıkları arasında yer alıyor. Kamu kurumlarında güvenlik önlemlerinin yeterliliği de bu olayla birlikte yeniden tartışmaya açıldı.

Antalya Kepez Kaymakamlığı silahlı saldırı olayı, özellikle resmi kurumlarda güvenlik kontrolünün ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. Vatandaş açısından bakıldığında ise, sıradan bir resmi işlem günü bir anda büyük bir krize dönüştü. Sabah evrak işi için binaya gelen biri, birkaç dakika sonra tahliye anonsu ve silah sesleriyle karşı karşıya kaldı. Bu tarafı, olayın en sarsıcı kısmı belki de.

Yetkililerden gelecek yeni açıklamalarla olayın perde arkası daha da netleşecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar