Manşetler
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 329396
Özdağ, teröristbaşı Öcalan'ın 'Umut Hakkı' ile serbest bırakılacağını ve ardından yeni bir parti kurup başına geçeceğini iddia etti. Zafer Partisi lideri ayrıca 'Terörsüz Türkiye' komisyonundaki milletvekillerinin İmralı'ya gitmek istemediğini söyledi.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
'DEVLET SIRRI DİYE HALKTAN SAKLANDI AMA...'
Özdağ, TBMM'de kurulan 'Terörsüz Türkiye' komisyonun bazı toplantılarını kapalı yapmasına tepki göstererek, "Son toplantıda İçişleri Bakanı, Milli savunma Bakanı ve MİT Başkanı komisyona bir sunum yaptı. Yani güncel istihbarat bilgileri, asayiş ve güvenlik bilgileri açıklandı. Devlet sırrı diye halktan saklandı ama kime açıklandı? PKK'nın siyasi temsilcilerine. Arkadaşlar siz aklınızı mı kaçırdınız? Devlet yönetiminde böyle ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk olur mu? Dünyada böyle bir örnek var mı? Mevcut istihbaratı, polisi ve askeri birliklerin yerlerini anlattıysanız, artık devletin anahtarını da verin PKK'lılara, kapatın ve gidin" şeklinde konuştu.
"Terör örgütü PKK'nın Zap bölgesinden çekildiği" yönündeki haberleri de eleştiren Özdağ, "PKK kış aylarında Zap bölgesinden çekilir zaten. Gerçekleri dile getirelim. PKK silah bırakmadı. Nereden biliyoruz. Cumhurbaşkanı Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum ne diyor; 'Silah bırakma pratiklerinin genişletilerek ve geliştirilerek ilerletilmesi' gerekiyormuş. PKK silah bırakmış olsa böyle bir talebe gerek olur muydu? PKK kendisini gerçek anlamda sonlandırmadı. Bütün örgütsel yapısı varlığını sürdürüyor. PKK'lıların büyük bir bölümü YPG'ye, küçük bir bölümü İran'da PJAK'a katıldı. Bazıları da Kandil'den Talabani bölgesine indiler. Özetle, terör örgütü silahlı varlığını sürdürüyor" ifadelerini kullandı.
'BAHÇELİ ÖCALAN'IN SERBEST BIRAKILMASI İÇİN ÇIRPINIYOR'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, en başından beri Öcalan'ın 'Umut Hakkı' çerçevesinde serbest kalması için 'çırpındığını' söyleyen Ümit Özdağ, şöyle devam etti:
"Dün Feti Yıldız, Öcalan'ın umut hakkı ile serbest kalacağını tekrar açıkladı. Serbest kalmakla kalmayacak, yeni bir parti kurarak başına geçecek. İstenilen bu. Türk Milliyetçilerinin öz evladı Sinan Ateş'in cenazesine bile katılmayan ama Sırrı Süreyya Önder'in fotoğrafında yüzünü okşayan Bahçeli, İstiklal Savaşını veren, FETÖ'cü darbeye direnen gazi Meclisi, İmralı'daki mahkum terörist Öcalan'ın ayağına götürmek konusundaki ısrarını sürdürüyor. Devlet Bahçeli 3 arkadaşını alıp, İmralı'ya Öcalan'ı ziyarete gidermiş. Bahçeli'nin bu açıklamasının nedeni komisyonda adaya gitmeme düşüncesinin ağır basmış olmasıdır. Komisyondaki bir çok üye tarihe terörist başının ayağına giden milletvekili olarak geçmek istemiyorlar. Bu milletvekilleri yarın seçimlerde belki 2026 yılında yapılacak seçimlerde sokağa çıktıkları zaman Türk halkından 'Neden İmralı'ya gittin' sorusuna muhatap olacaklarını biliyorlar. Komisyon üyesi olmak zorunda kalan vatansever milletvekillerine sesleniyorum, çünkü biliyorum ki bazılarınız olmak zorunda kaldınız, bir teröristin ayağına giden adam olarak tarihe geçmeyin, çocuklarınıza ve torunlarınıza böyle bir miras bırakmayın.
'KENYA'NIN İNTİKAMI, TÜRKİYE'NİN MAĞLUBİYETİ'...
TBMM'deki komisyon üyesi milletvekillerinin İmralı'da Öcalan'ın ayağına gitmesinin bahsettikleri çözüm sürecine ne faydası var? Öcalan, devlet yetkilileri ile yaptığı konuşmalarda söylemediği neyi milletvekillerine söyleyecek? Cevap hiçbir şeyi. Peki, neden bu ısrar? Çünkü, TBMM üyelerinin Öcalan'ın ayağına gitmesi, Öcalan'ın Kenya'da yakalanıp getirilmesinin intikamı, Türkiye'nin sembolik mağlubiyeti olarak sunulacak. Mudanya Mütarekesi ile Yunan ordularını denize döken TBMM'nin ordularıydı. Şimdi aynı TBMM'nin milletvekilleri Mudanya açıklarındaki İmralı'da Öcalan'ın önünde diz çökecekler öyle mi? Biz Zafer Partisi olarak buna itiraz ediyoruz. Gittiğiniz yolun, PKK'a teslim olmak ve PKK'nın 8'nci ve en son topladıkları sözde 12'nci kongrelerinde ilan ettikleri 'Demokratik Konfederasyon' amacına hizmet ettiğini görmüyor musunuz? Eğer İmralı'ya bebek katilinin ayağına gider, onu meşrulaştırır ve Türk Devletinin itibarını yerle yeksan ederseniz, bilesiniz ki halkımız sizi affetmeyecek."
'İSRAİL'İN İSTEDİĞİNİ YAPIYORLAR'...
Her şeyin göz önünde ve açıkça gerçekleştiğini, bunun kartların açık oynandığı bir jeopolitik oyun olduğunu söyleyen Ümit Özdağ, "İşin özü, Türkiye de başlatılan 2'nci Bölücü Açılım, Öcalan Komisyonu ve yeni Anayasa ile benzer gevşek federatif yapıya doğru ülkemiz sürükleniyor. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 'İsrail bölgede milli-üniter devlet istemiyor' demişti. Irak ve Suriye'de üniter-milli devletler parçalandı. Türkiye'de de şimdi İsrail'in istekleri doğrultusunda Öcalan'ın kurucu önderlerinden birisi olduğu bir çok uluslu federasyona doğru gidiyoruz. Evet, görülen o ki, Atatürk'ün kurduğu milli üniter devlet yerine İsrail'in isteği ile çok uluslu bir federasyona Türkiye sürüklenmek isteniyor. Türk halkı buna razı gelmeyecektir" şeklinde konuştu.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 168482
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna lieri Zelenskiy’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti. İki lider, görüşmenin ardından çalışma yemeği yapacak ve ortak basın toplantısı düzenleyecek...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’yi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti.
Erdoğan, Zelenskiy’i Külliye girişinde karşıladı; merdivenlerde Türk ve Ukrayna bayrakları önünde hatıra fotoğrafı çektirdiler. İki lider, ardından görüşme odasında bir araya geldi.

Görüşmeye, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç da katıldı. Erdoğan ve Zelenskiy’nin çalışma yemeği yapması ve sonrasında ortak basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 121777
Antalya Beach Park’taki bir sushi restoranında yemek yiyen birçok kişi zehirlenme şikâyetiyle hastaneye başvurdu. Salmonella iddiaları gündemde. İnceleme başlatılıp başlatılmadığı merak ediliyor...
Konyaaltı Beach Park’taki bir sushi restoranında yemek yiyen birçok kişinin ertesi gün zehirlenme şikâyetiyle hastanelere başvurduğu öne sürüldü. Vakaların salmonella kaynaklı olabileceği belirtilirken, resmi inceleme sürecine ilişkin net açıklama yapılmadı.
İDDİALAR ARTIYOR...
Antalya Hakkında internet sitesinin iddiasına göre Olay, 15 Kasım akşamı Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde bulunan Beach Park içerisindeki bir sushi restoranında yaşandı.
İddiaya göre, restoranda sushi yiyen müşteriler ertesi gün mide bulantısı, kusma ve yüksek ateş şikâyetleriyle farklı hastanelere başvurdu.
Çok sayıda kişinin benzer belirtilerle tedavi altına alındığı, bazı hastaların tedavisinin hâlâ sürdüğü öğrenildi. Zehirlenme vakalarının salmonella bakterisiyle bağlantılı olabileceği iddia edildi.
“BİLDİĞİM EN AZ 10 KİŞİ VAR”...
Zehirlenme yaşayan bir vatandaş, yaşadıklarını şu sözlerle aktardı: “15 Kasım akşamı restorandan yediğimiz sushi nedeniyle zehirlendik. 16 Kasım’da tedavimiz başladı ve devam ediyor. Süreç Sağlık Bakanlığı’na intikal etti ve soruşturma açıldı. Birçok kişi yorumlardan bana ulaştı, şu an bildiğim en az 10 vaka var.”
Vatandaş, işletmenin Google ve Instagram’da yapılan yorumları sildiğini de öne sürdü. Aynı tarihte restoranda yemek yiyen diğer müşterilerin de benzer şikâyetlerle kendisine ulaştığını söyledi.
İŞLETMENİN YORUMLARI SİLDİĞİ İDDİA EDİLİYOR...
Restoran hakkında resmi bir açıklama yapılmazken, işletmenin sosyal medya ve Google üzerindeki olumsuz yorumları sildiği iddiası kamuoyunda tartışma yarattı. Sağlık Bakanlığı’nın konuyla ilgili bir inceleme başlatıp başlatmadığına dair kamuoyuna açık bir bilgilendirme henüz yapılmadı. Denetim süreçlerine ilişkin ayrıntılar ise merak ediliyor.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 405162
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında İmralı’ya yönelik tartışmalara değinerek, “Günlerdir süregelen İmralı’ya gidilsin mi gidilmesin mi tartışmalarına bir nokta koyulmalıdır. Terörsüz Türkiye hedefinin zemin bulması isteniyorsa İmralı’ya gidilmesine ayak sürmenin hiçbir manası da olmayacaktır” dedi.
Bahçeli, “Alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkânlarımızla İmralı’ya gitmekten, yüz yüze gelmekten imtina etmem” ifadelerini kullandı...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de yaptığı grup konuşmasında “Terörsüz Türkiye” hedefi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) iddianamesini odağa aldı. Konuşmanın merkezinde devlet-millet dayanışması ve terörle mücadelede yeni sürecin kararlılığı vurgulandı. Bahçeli, C-130 tipi askeri uçağın düşmesiyle 20 askerin şehit olduğunu hatırlatarak, “Acımız tarifsizdir. Kara kutunun deşifresiyle tüm gerçekler ortaya çıkacaktır” dedi. Bu süreçte sosyal medya üzerinden yayılan spekülatif yorumları “ahlaksızlık” olarak niteledi.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümlerinden biri İmralı süreciyle ilgiliydi. Bahçeli, “Terörsüz Türkiye hedefi samimi biçimde isteniyorsa İmralı’ya gitmeye ayak sürmenin anlamı yoktur” dedi. Sürecin muhataplarından biriyle doğrudan temas kurulmadan ilerleme sağlanamayacağını savunan Bahçeli, “Komisyon karar almazsa, kimse gitmezse, üç arkadaşımla kendi imkanlarımızla İmralı’ya giderim” diyerek dikkat çekici bir çıkış yaptı, “Bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem” dedi.
Bahçeli’nin konuşmasında TRT’ye ilişkin çağrısı da öne çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dair açılan rüşvet ve yolsuzluk davasına ilişkin hazırlanan iddianamenin kamuoyunca şeffaf biçimde takip edilebilmesi için yargılamanın TRT başta olmak üzere tüm televizyon kanallarından canlı yayınlanması gerektiğini belirtti. “Türk milleti olan biteni görmeli, öğrenmelidir” diyen Bahçeli, bu sayede yargının güvenilirliğinin güçleneceğini ifade etti.
Bahçeli, ekonomik bağımsızlığın ancak ahlaki bir seferberlikle ve yolsuzlukların ortadan kaldırılmasıyla sağlanabileceğini belirtti. “Enflasyon düşecek, hayat pahalılığı bitecek” diyerek hükümetin ekonomik politikalarına destek verdi. Sözlerini, milli birlik ve kardeşlik vurgusuyla tamamladı: “Birliğimizi koruyacağız. Dirliğimizi koruyacağız. Beraberliğimizi koruyacağız.”
Bahçeli'nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
Bir hafta önce hepimizi yasa boğan, göz yaşlarının sel olup akıtan elim uçak kazası yaşadık. TSK envanterine kayıtlı C-130 tipi askeri kargo uçağımız 11 Kasım tarihinde Gürcistan hava sahasında maalesef düşmüştür. 20 kahramanımız görev dönüşünde şehadete yürümüşlerdir. Bu kahraman vatan evlatlarının şerefli isimleri gönülleri kazınmış, geride bıraktıkları aileleri ise hepimizin namusuna emanet edilmiştir. Her birisinin ayrı beceri ve kabiliyeti vardı. Hepsi de yüzleri kavruk anadolu çocuklarıydı. Tabutları sarılan şehit çocukları, dizlerine vuran şehit anaları içimize kor gibi düştü. Türk milletinin göklerdeki parlayan yıldızı oldular. 20 kahraman şehidimizin her birisine, OGM'nin Hırvatistan'da düşen uçağında şehit olan görevli pilotumuz Hasan Bahar'a rahmetler niyaz ediyorum.
C-130 tipi askeri kargo uçağımızın nasıl ve niçin düştüğü, bu elim olayın arkasındaki esrar partisi kuşkusuz aydınlanacak, bütün ihmaller kaçırılmadan incelenecektir. Talep ve beklentimiz budur. Askeri kargo uçağımızın düşmesinin kamu oyuna yansımasının hemen sonra sosyal medya vasıtasıyla yapılan yorum ve değerlendirmelerin iyi niyetten mahrum olduğu açıktır. Resmi açıklamayı öğrenme zahmetine tenezzül etmeden yayın ve yorum yapanların, oturduğu yerden bilirkişilik taslayanlar ortadadır. Arama kurtarma çalışmaları yapılıyorken bile milletimize yalan yanlış malumatlar servis edenlerin insanlıklarından şüphe duyulmalıdır. Kara günümüzde şehitlerimizin ocaklara düşen ateşinin hepimizi yaktığı dönemde spekülasyon değirmenine su taşıyanlar kuklalık yapmak dışında bir işe yaramayan utanmazlardır. "Askeri uçağımızın düştü mü yoksa düşürüldü mü" sorusunun cevabı ya da düştüyse buna neden olan amillerin nelerden ibaret olduğu, yok eğer dış bir müdahale ile düşürüldüyse elbette belirlenecek ona göre eylem planı tertip edilecektir.
Zorlu günleri devlet ve millet adına dedikodu furyasına çevirenlerin maskeleri ümit ediyorum ki indirilecektir. Kara kutunun deşifre edilmesine eş zamanlı olarak kaza heyetinin rapor formatında hazırlayacağı çalışmaların sonuçlanmasının sabırla beklemek lazımdır.
'ALIRIM YANIMA ÜÇ ARKADAŞIMI İMRALI'YA GİDERİM
Günlerdir süregelen İmralı'ya gidilsin mi gidilmesin mi tartışmalarına bir nokta koyulmalıdır. Terörsüz Türkiye hedefinin zemin bulması isteniyorsa İmralı'ya gidilmesine ayak sürmenin hiçbir manası da olmayacaktır. Sürecin asıl muhattaplarından birisiyle doğrudan temas kurulamayacaksa ilerleme nasıl kaydedilecek. Hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse açık açık söylüyorum alırım yanıma üç arkadaşımı kendi imkanlarımızla İmralı'ya gitmekten bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem.
"MİLLİYETSİZ MİLLİYETÇİLER HUZUR NEDEN UYKULARINIZI BU KADAR KAÇIRIYOR"
Terörsüz Türkiye terörsüz bölge hedeflerinin neresi kötüdür. Takılmış plak gibi aynı ezberleri seslendirip duranları terörün bitişi niye deliye çevirmektedir. Milliyetsiz milliyetçiler terörün sonlanmasıyla şahlanmış Türkiye'ye tomurcuk tomurcuk açmış barış ve huzur neden uykularınızı bu kadar kaçırıyor. Taviz yokken, teslimiyet yokken, gizli pazarlık yokken var demek ahlaken utanç duyulacak bir yüzsüzlük değil midir. Terörsüz Türkiye mahsurlu olduğunu ileri sürenlere sizin alternatifiniz nedir diye sormak en tabii hakkımızdır. Boşa sallayıp dolu tutmanın kurnazlığında olan marjinalleşmiş siyasilerle işimiz olmaz.
"YARGILAMA TÜM TELEVİZYONLARDAN CANLI YAYIN OLARAK GERÇEKLEŞMELİDİR"
Geçtiğimiz hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni saran rüşvet ve yolsuzluk davasına havi 3741 sayfalık iddianame hazırlanmış ve mahkemeye sunulmuştur. En başta CHP yönetimi olmak üzere, herkesin yargıya saygı duyması, hakim ve savcılara hakaret eden ahlaksız üsluptan sakınması gerekmektedir. Hukukun üstünlüğü hepimiz için bağlayıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Herkes hukuk önünde eşittir. Hiç kimsenin ayrıcalığı ve imtiyazı yoktur.
Ekrem İmamoğlu ve onunla birlikte yargılanan 105’i tutuklu 407 kişinin hakkında mahkemenin ne diyeceği, nasıl bir sonuca ulaşacağı, hükmü nasıl vereceği yakında belli olacaktır. İddianamenin karalanması CHP’ye bir şey kazandırmayacak, bilakis korku ve kaygının tezahürü olarak değerlendirilecektir.
Bu meyanda olmak suretiyle bizim iki konuda samimi ve sahici beklentimiz vardır ve şunlardır. Yargılama hızla tekemmül ettirilmeli, siyasi kuşatmaya alınarak tavsamasına ve tartışılmasına daha fazla müsaade edilmemelidir. Geciken adaletin adalet olmayacağı ortadadır. Hz. Mevlana’nın dediği gibi, adalet her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Daha önce de vurguladığım gibi, yargılama en başta TRT olmak üzere, tüm televizyonlardan canlı yayın olarak gerçekleşmelidir. Türk milleti olan biten ne varsa görüp öğrenmelidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni saran devasa boyutlu iddiaların mahkemede görüşülmesi ve duruşma etapların doğrudan takip edilmesi aynı zamanda hukuk ve demokrasi güvenliğimizi de destekleyecektir.
CHP YÖNETİMİ VERGİLERİ GASP EDEREK SİYASET OPERASYONUNA ALET ETMİŞLERDİR.
Aziz Atatürk’ün kurduğu CHP adına eko-sistem denilen, bununla mündemiç organize suç örgütü olduğu ileri sürülen mafyalaşmış bir oluşum tarafından, belediyenin kaynakları, yani devletin parası kullanılarak bedeli mukabilince satın alınmıştır. İş bununla da kalmamış, müteakiben Türkiye’nin satın alınması konusunda ahlak ve yasa dışı rüşvet, ihalelerden komisyon ve yolsuzluk fırtınası esmeye başlamıştır.
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin finansmanı amacıyla dehşet verici, dahası hırs ve ihtirasla perçinli gayri meşru, gayri hukuki bir tertip ve teşebbüsün içine girilmiştir. Zanlılar bellidir, ifadeler ve itirafçılar bilinmektedir. Türkiye’yi satın almak için rüşvet ve yolsuzluk kulvarından mıntıka temizliğine soyunanlar çok geç olmadan yakayı ele vermişler, Türk devletinin CHP kongreleri gibi satılık olmadığını çok şükür göstermişlerdir. Devamlı ekonomik sorunlardan bahseden CHP yönetimi, milletimizin verdiği vergileri, henüz bıyığı terlememiş yavrularımızın haklarını, emeklilerimizin umutlarını, çiftçilerimizin alın terlerini, esnaf, memur ve işçilerimizin nafakalarını gasp ederek siyaset operasyonuna alet etmişlerdir.
KAYNAK: Ajanslar
- Kategori: Manşetler
- Gösterim: 261963
İstanbul Fatih’te bir otel odasında anne ile iki çocuğunun art arda yaşamını yitirmesiyle ilgili soruşturma beklenmedik bir noktaya taşındı. İlk değerlendirmelerde ailenin dışarıdan tükettikleri bir gıdadan zehirlenmiş olabileceği düşünülüyordu. Ancak yeni bilgiler bu ihtimali geride bıraktı. Cinayet Büro’nun ulaştığı bulgulara göre, ölüm saatlerinden kısa süre önce otelin giriş katındaki bir odada tahtakurusu için ilaçlama yapıldığı ortaya çıktı...
Fatih'te bir otelde konaklayan Böcek ailesi, rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı.
Anne Çiğdem Böcek ve iki çocuğunun hayatını kaybettiği olaya ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 11 kişiden 4'ü emniyetteki işlemlerin işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi.
Lokumcu F.T., midyeci Y.D., kokoreççi E.E. ve kafe çalışanı F.M.O.'nun savcılık sorgusu devam ederken diğer 7 şüphelinin sorgularının Asayiş Şube Müdürlüğü, Cinayet Büro Amirliği'nde devam ettiği öğrenildi.
Halen gözaltında olan kişiler arasında otel sahibi, çalışanları, ilaçlama şirketi sahibi, oğlu ve çalışanı ile ailenin poğaça aldığı fırın sahibinin olduğu belirtildi.
YENİ DETAYLAR ORTAYA ÇIKTI...
Cinayet Büro Amirliği tarafından yapılan soruşturmada olayla ilgili yeni detaylar ortaya çıktı.
Ailenin zehirlenmesinden saatler önce tahtakurusuyla mücadele etmek için otelin giriş katında bulunan bir odanın ilaçlandığı belirlendi.
Kullanılan ilaçta bulunan 'alüminyum fosfit' içeren maddenin, ailenin bulunduğu odaya banyo boşluğundaki havalandırmadan ulaşarak ve odadakileri zehirlemiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.
PANZEHİRİ OLMADIĞI BELİRTİLDİ...
Özellikle tahtakurusu ve hamam böceği ilaçlamasında kullanılan 'alüminyum fosfit' maddesinin panzehirinin olmadığı belirtildi.
En çok tarımda ve konutlarda 'pestisit' adıyla kullanılan ilacın oldukça güçlü bir zehir olduğu, aşırı solunması halinde kolaylıkla ölüme sebep olabileceğini ifade edildi.
Soruşturma sonucunda şüpheliler arasında bulunan ilaçlama firması çalışanının bu konuda hiçbir sertifikasının bulunmadığı tespit edildi.
BABANIN TEDAVİSİ BU İHTİMALE GÖRE DEĞİŞTİRİLDİ...
Öte yandan hastanede tedavi gören Baba Servet Böcek'in de durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
Bilinci kapalı olarak entübe edilen Servet Böcek'in tedavisinin 'alüminyum fosfit' zehirlenmesi olma ihtimaline karşılık yeniden düzenlendiği öğrenildi.
ADLİ TIP KURUMUNDA İNCELEMELER SÜRÜYOR...
Adli Tıp Kurumu tarafından sürdürülen incelemelerde ölen anne ve iki çocuğun kanında 'alüminyum fosfit' maddesinin izlerinin arandığı incelemenin çok yönlü sürdüğü belirtildi.
AİLENİN HASTANEDEN OTELE DÖNÜŞ GÖRÜNTÜLERİ ÇIKTI...
Öte yandan, Böcek ailesinin otele döndüğü anların güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
ANKARA'DA BENZER OLAYDAN 2 KİŞİ HAYATINI KAYBETMİŞTİ...
Öte yandan Ankara'da 2 yıl önce yaşanan benzer bir olaydan aynı maddenin bulunduğu ilaçla ilaçlama yapılan bir apartmanda yaşanan olayda 2 kişi ölmüş, 13 kişi ise etkilenmişti.
O tarihte gıda zehirlenmesi sanılarak hastaneye kaldırılan Türkan ve Elip Sude Sabancılar, önce taburcu edilmiş, ardından durumları kötüleşince tekrar kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybetmişlerdi.
KAYNAK: Ajanslar








