head

2183026 810x458 75f08
Perşembe, 05 Mart 2026
rek_lam_11_386cd_1aab8.jpg

Manşetler

Altın fiyatları, Trump’ın risk artırıcı adımları ve İran gerginliğiyle 4.500 dolardan 5.500 dolara çıktı. Ancak Kevin Warsh’ın Fed adaylığı bahanesiyle panik satışları başladı. Mahfi Eğilmez, “Yükseliş de bir sürü psikolojisiydi düşüş de” diyerek dalgalanmanın temelinde büyük yatırımcıların manipülasyonunu işaret etti: “Önce fiyatı yükselttiler sonra satıp kârlarını realize ettiler.”...

Ekonomist Mahfi Eğilmez, altın fiyatlarında son dönemde yaşanan ani yükseliş ve ardından gelen sert düşüşe ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eğilmez’e göre yaşanan gelişmelerde hem reel gerekçeler hem de manipülasyon etkili oldu.

“Altının yükselişi kısmen manipülasyon olsa da altında reel gerekçeler var” diyen Eğilmez, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın kararlarının risk artırıcı etkisine dikkat çekti. “Trump’ın kararlarının hepsi risk artırıcı kararlar. Dolayısıyla riskler, belirsizlikler artınca güvenli liman görülen altına ve diğer değerli metallere hücum oldu” ifadesini kullandı.

Ancak bu hücumla fiyatların kısa sürede olağan dışı bir hızla yükseldiğine işaret eden Eğilmez, bu durumun sürdürülebilir olmadığını vurguladı:

“Fakat bu hücumla fiyatlar o kadar kısa zamanda o kadar hızlı yükseldi ki bu da normal değildi ve en ufak bir bahaneyle kâr realizasyonu yapılacağı belliydi. O da Warsh’ın aday gösterilmesi oldu. Oysa bu hamle bu kadar düşüşe neden olacak kadar önemli bir hamle değil. Ama dediğim gibi bahane arayan ortam bunu buldu ve kârları realize etme zamanı geldiğini düşünerek satışa geçti. Pek çok kişi de bu gelişmeyle paniğe kapılıp satışa geçtiler. Yükseliş de bir sürü psikolojisiydi düşüş de.”

GRAFİK HER ŞEYİ ÖZETLİYOR

Eğilmez, 3 Şubat 2026 saat 12.30 itibarıyla altın fiyatlarının son 20 gündeki seyrini gösteren grafiğe dikkat çekerek, bu görselin yaşananları özetlediğini belirtti. Grafik üzerinden yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Önce Trump’ın yarattığı risklere İran meselesi de eklenince panik halinde altına hücum yaşanıyor (1 ile gösterilen bölge) ve yaklaşık iki haftada altın ons fiyatı 4.500 dolardan 5.500 dolara fırlıyor. Sonra burada bir anormallik olduğunun farkında olanlar sanki yaratılan bütün risklerin şahin yaklaşımlı bilinen Kevin Warsh’ın Fed Başkanlığı için aday gösterilmesiyle çözüldüğü bahanesiyle kâr realizasyonuna gidiyorlar. Bu kez panik satışlar başlıyor ve altın fiyatı hızla düşüşe geçiyor. Bugün gelinen aşamada panik davranışlar durulmuş gibi görünüyor.”

Eğilmez’e göre bu dalgalanmalar sırasında büyük yatırımcılar ciddi kazançlar elde etti: “Hiç kuşkusuz bu dönemde altın fiyatını yükselten ve yüksekken satıp şimdi tekrar düşükken alan büyük yatırımcılar büyük paralar kazanıyor. Benzer durum gümüşte ve diğer değerli metallerde de söz konusu.”

“ORTADA BÜYÜK YATIRIMCILARIN OLUŞTURDUĞU BİR MANİPÜLASYON VAR”

Yaşananları sadece piyasa refleksleriyle açıklamanın mümkün olmadığını belirten Eğilmez, manipülasyon ihtimaline dikkat çekti:

“Buraya kadar anlatılanlar bu işin içinde manipülasyon olmadığını ima etmiyor. Tam tersine büyük ve ani bir kriz, bir savaş olasılığı vb. olmadan bu kadar kısa sürede oluşan bu yükseliş tek başına başka nedenlerle açıklanamaz. Gerçi ortada bir İran tehdidi var ama piyasalar Trump’ın bu tür tehditlerinden geri çekildiğini bildiği için bu kadar büyük bir panikle davranmış olamaz. Aynı şekilde Warsh’ın adaylığı da tek başına böyle bir düşüşü açıklayamaz. Belli ki ortada büyük yatırımcıların oluşturduğu bir manipülasyon söz konusu. Tıpkı borsada olduğu gibi önce fiyatı yükselttiler sonra satıp kârlarını realize ettiler, şimdi yavaş yavaş yeniden alıyorlar. Her zaman olduğu gibi bu kez de fiyat yüksekken satın alanlar kaybetti.”

Sonuç olarak yaşananların arkasında sadece jeopolitik gelişmelerin olmadığını belirten Eğilmez, “Her şeyi manipülasyonla açıklamak doğru değil elbette ama bu kadar kısa sürede böyle bir hareket varsa bu konuda kuşkuların artması kaçınılmaz olur” diyerek değerlendirmesini tamamladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Karar

 

CHP Antalya Milletvekili Aykut Kaya, çiftçilerin yıllardır yaşadığı krediye erişim sorununa çözüm getirmek amacıyla önemli bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı...

Kaya, 29 Ocak 2026 tarihinde TBMM’ye sunduğu Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, çiftçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu prim borçları ve vadesi geçmiş vergi borçları gerekçe gösterilerek kamu destekli tarımsal kredilerden dışlanmasının önüne geçilmesini hedefliyor.

Kanun teklifinin gerekçesinde, artan girdi maliyetleri, yüksek enflasyon ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle üreticilerin ciddi bir darboğazdan geçtiği vurgulandı.

Mevcut uygulamada çiftçilerin prim ve vergi borçları nedeniyle kamu bankaları, Tarım Kredi Kooperatifleri ve kamu destekli kredi mekanizmalarına fiilen erişemediği, bunun ise üretimin durmasına yol açtığı ifade edildi.

Teklif ile birlikte, tarım faaliyeti yürüten çiftçilerin SGK prim borçlarının ve vergi borçlarının kredi kullanımında mutlak bir engel sayılmaması, kredi başvurularında “borcu yoktur” şartının aranmasının kaldırılması öngörülüyor.

Borçların ise üretimi aksatmayacak şekilde kısmen ve zamana yayılarak tahsil edilmesi amaçlanıyor.

Aykut Kaya, düzenlemenin hem çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacağını hem de kamu alacaklarının daha sağlıklı tahsil edilmesine imkân tanıyacağını belirterek, “Çiftçiyi üretimden koparan değil, üretimde tutan bir anlayışa ihtiyaç var. Bu teklif tam da bunun için hazırlandı” dedi. Kaya, tarımın sürdürülebilirliği ve gıda arz güvenliği açısından söz konusu düzenlemenin hayati önemde olduğunu vurgulayarak, kanun teklifinin Meclis’te takipçisi olacaklarını ifade etti.

 

 

 

HABER: Ayten  YILMAZ

Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açtığı davada verilen ret kararının gerekçesi açıklandı. Mahkeme, yatay geçiş sürecinde üniversite yönetiminin mevzuata aykırı işlem yaptığını kabul etti ancak bu durumun öğrenciye kazanılmış hak sağlamayacağına hükmetti. Kararda, Girne Amerikan Üniversitesi’nin ilgili dönemde YÖK tarafından tanınmaması, kontenjan artışlarının usulsüzlüğü ve yatay geçiş şartlarının ihlali gerekçe gösterilerek sorumluluğun başvuru sahibine ait olduğu belirtildi...

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin açtığı davada mahkemenin ret kararının gerekçesi belli oldu. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, yatay geçiş sürecinin hukuka aykırı yürütüldüğü sonucuna vardı.

Mahkeme, 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne gerçekleşen yatay geçiş işleminin mevzuata uygun yapılmadığını değerlendirdi. Kararda, yatay geçiş işlemleri sırasında İstanbul Üniversitesi yönetimi tarafından kurallara aykırı olarak hareket edildiği ifade edildi. Ancak mahkeme, bu idari hatanın İmamoğlu’na kazanılmış hak oluşturmayacağını belirtti ve sürecin bütün sorumluluğunu öğrenciye bıraktı.

ÜNİVERSİTE, YÖK TARAFINDAN 1993 YILINDA TANINDI

Yükseköğretim Kurulu’nun 1990 yılında yalnızca Doğu Akdeniz Üniversitesi’ni tanıdığı; Girne Amerikan Üniversitesi’nin ise YÖK tarafından ancak 1993 yılında resmen tanındığı bildirildi. Bu nedenle 1990’daki yatay geçiş işleminin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldı.

Ayrıca, Yükseköğretim Denetleme Kurulu’nun hazırladığı raporda, yatay geçiş ilanlarının ilan edilen tarihlerden önce sonlandırıldığı, yeni ilan açılmaksızın kontenjanın artırıldığı ve sürecin yönetmeliklere aykırı yürütüldüğü tespitlerine yer verildi. Söz konusu dönemde İmamoğlu’nun not ortalamasının asgari şartları sağladığı kabul edilirken, başarı sıralaması bakımından kontenjan dışında kaldığı açıklandı.

Kararda, İstanbul Üniversitesi yönetiminin yatay geçiş kontenjanlarını mevzuata aykırı biçimde artırmasının “açık idari hata” olarak tanımlandığı vurgulandı. Ancak bu durumun öğrenci lehine bir hak oluşturmayacağı ve sorumluluğun başvuruyu yapan kişiye ait olduğu vurgulandı.

Sonuç olarak, mahkeme, diplomanın iptaline dair işlemin hukuki gerekçeler temelinde geçerli olduğuna karar verdi ve Ekrem İmamoğlu’nun başvurusu reddedildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, cezaevinde fenalaşarak acilen hastaneye kaldırıldı...

22 ayrı ilaç kullanan başkanın durumu ciddiyetini koruyor.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında demir parmaklıklar ardında bulunan Başkan Böcek, sağlık durumunun aniden kötüleşmesi üzerine cezaevinden çıkarılarak apar topar hastaneye sevk edildi.

CEZAEVİNDEN ACİL MÜDAHALE

Daha önce de benzer sağlık şikayetleri nedeniyle hastaneye kaldırılan ve tedavisinin ardından hücresine geri gönderilen Böcek, rahatsızlığının nüksetmesi üzerine Antalya Şehir Hastanesi’ne getirildi.

Alanya’dan Gazipaşa’ya tüm Antalya kamuoyunun yakından takip ettiği süreçte, Böcek’in sağlık tablosunun cezaevi koşullarını kaldırıp kaldıramayacağı tartışmaları yeniden alevlendi.

GÜNDE 22 İLAÇ VE AĞIR TANI...

Hastanede yapılan ilk incelemelerde, Başkan Böcek’in sağlık risk haritasının oldukça kabarık olduğu vurgulandı. Uyku apnesi tanısı bulunan ve hayati fonksiyonlarını dengede tutmak için günde tam 22 farklı ilaç kullanmak zorunda olan Böcek’in durumu, sağlık ekipleri tarafından mercek altına alındı.

 

GÖZLER HASTANE RAPORUNDA...

Böcek’in hastanedeki tetkikleri sürerken, buradan çıkacak karar hem hukuki süreci hem de Antalya siyasetini doğrudan etkileyecek. Tedavinin hastane ortamında devam edip etmeyeceği belirsizliğini korurken, yetkili makamlardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

Alanya’daki vatandaşların da endişeyle izlediği süreçte, hastaneden gelecek haber bekleniyor.

 

 

HABER:  Ayten  YILMAZ

Kara Harp Okulu Mezuniyet töreninin resmi kısmı bittikten sonra kılıç çatıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye haykırdıkları için Mustafa Kemal’in ordusundan atılan beş teğmen arasında bulunan Deniz Demirtaş’a TSK’ya geri dönüş yolu açıldı. Ankara 21. İdare Mahkemesi Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun ihraç kararını oy birliği ile iptal etti...

30 Ağustos 2024 tarihinde Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp okulundan teğmen rütbesiyle mezun olan Deniz Demirtaş, mezuniyet töreninin ardından bir kısım devre arkadaşları ile birlikte mevzuattan kaldırılan Subay Andı’nı okudu, kılıç çatıp Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’e bağlılık yemini etti.

Ancak Deniz Demirtaş 4 arkadaşı ile birlikte “disiplinsizlik ve TSK’nın itibarına zarar verdiği” bahanesi ile 16 Ocak 2025’te Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile TSK’dan ihraç edildi.

619818169 2091381231625093 499597412051929352 n bff7f

TEĞMENLER YARGIYA GİTTİ...

Türkiye’nin büyük kısmının tepkisini çeken uygulamanın ardından beş teğmen TSK’ya geri dönmek için dava açtı. Deniz Demirtaş tarafından Ankara 21. İdare Mahkemesinde açılan davada tabur komutanının teğmenlere tören sonrası için bahse konu andı okumamaları yönünde bir emir vermediği, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, subay andının içeriğinin herhangi bir olumsuzluk içermediği, andın Devletin veya TSK'nın itibarına zarar verebileceğinin düşünülemeyeceği ifade edildi.

KARAR OY BİRLİĞİ İLE ÇIKTI...

Ankara 21. İdare Mahkemesi, 23 Ocak’ta oybirliği ile verdiği kararda Demirtaş’ın tören sonrası mevzuattan kaldırılan andın okunmasına ilişkin planlamada yer aldığına ilişkin herhangi bir eyleminin bulunmadığının anlaşıldığını ifade etti.

Mahkeme, dava konusu işlemin iptaline, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının sigortalı çalışmalarından kaynaklı elde ettiği kazançları da dikkate alınmak suretiyle hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verdi. Karar tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere uygulanması gerekiyor.

DİĞER TEĞMENLER NE OLACAK?

Deniz Demirtaş ile birlikte Ebru Eroğlu, İzzet Talip Akarsu, Serhat Gündar ve Batuhan Gazi Kılıç da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edildi. Diğer 4 teğmenin TSK’ya geri dönüş için açtığı davalar farklı mahkemelerde görülmeye devam ediyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar