head

2183026 810x458 75f08
Salı, 13 Ocak 2026
rek_lam_11_386cd_1aab8.jpg

Manşetler

Mersin Tarsus'ta hafriyat döküm alanında bulunan bir çekyatın içerisinde erkeğe ait cansız beden bulundu. Halıya iple sarılı ve bıçaklanmış haldeki cesedin kokmaması için tuzlandığı ortaya çıktı...

İlçeye bağlı Fevzi Çakmak Mahallesi İbni Sina Caddesi'nde hafriyat döküm alanında çekyat içerisinde halıya iple sarılı hareketsiz kişiyi fark edenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.

İhbarla bölgeye sağlık ve polis ekipleri sek edildi. İnceleme yapan ekipler, bıçaklanmış erkek cesedi ile karşılaştı.

35 yaşlarındaki kimliği belirsiz cesedin, bölgeye çekyat içerisinde getirildiği ve kokmaması için tuzlandığı belirlendi.

Ceset otopsi işlemleri için morga götürülürken, olaya ilişkin soruşturma başlatıldı. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

 

Kastamonu'nun Daday ilçesinde bulunan Yumurtacı Göleti'nde, kıyafetleriyle suya giren 53 yaşındaki Fikri Balcı'nın cansız bedeni arama ekipleri tarafından çıkarıldı...

Balcı'nın aynı zamanda Zafer Partisi Daday İlçe Başkanı olarak görev yaptığı öğrenildi.

GÖLETE GİRDİKTEN SONRA GÖZDEN KAYBOLDU...

Edinilen bilgilere göre Fikri Balcı, aracıyla gölet kenarına geldi ve henüz belirlenemeyen bir nedenle kıyafetleriyle birlikte suya girdi. Balcı'nın kısa süre içinde gözden kaybolmasının ardından durumu fark eden vatandaşlar, olayı 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirerek ekiplerden yardım istedi.

Bölgeye çok sayıda ekip sevk edildi.

CANSIZ BEDENİ 4 METRE DERİNLİKTE BULUNDU...

AFAD dalgıç ekipleri tarafından gölette yapılan detaylı arama çalışmalarının ardından Fikri Balcı'nın cansız bedenine yaklaşık 4 metre derinlikte ulaşıldı.

Cenaze, olay yeri incelemesinin tamamlanmasının ve Cumhuriyet savcısının yaptığı işlemlerin ardından Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili geniş çaplı bir soruşturmanın başlatıldığı belirtildi.

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Zafer Partisi ile ittifak yapacağı iddialarına yanıt verdi...

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Zafer Partisi ile ittifak yapacağı iddialarına ilişkin "Her konunun zamanı gelince konuşulmasından yanayım. İttifaklarla alakalı bir konu görüşülecekse, seçim takviminin belirlenmiş olması gerekir." dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, gençlerin sosyal medya üzerinden yönelttiği soruları yanıtladı.

"'Zafer Partisi ve İYİ Parti birlikte yol yürüyecek' yönünde bir açıklamanız oldu. Ümit Özdağ, CHP'nin Mansur Yavaş'ı aday göstermesi durumunda destekleyeceklerini ifade etti. Siz de bu görüşe katılıyor musunuz" sorusu üzerine Dervişoğlu, şunları söyledi:

 

- Benim böyle bir cümlem yok. Her konunun zamanı gelince konuşulmasından yanayım. İttifaklarla alakalı bir konu görüşülecekse, seçim takviminin belirlenmiş olması gerekir. Bir şeyi önceden söyleyince ya da zamanından önce dile getirince, farklı farklı şeylerle uğraşmak durumunda kalıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir cumhurbaşkanı adayı belirlendi ama o adayın akıbetiyle ilgili Türkiye'de yaşananların ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Dolayısıyla arkadaşın sorusunda ifade ettiği türden bir hüküm cümlesi kurmadım. Türk milletini birleştirmek gibi bir misyonumun olduğunu gittiğim her yerde ifade ediyor ve cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl bir tavır sergileyeceğimizi de zamanı gelince yetkili kurullarımızda istişare ederek belirleyeceğimiz söylüyorum. Zamanından önce tartışılan birtakım konuların Türkiye'nin gerçek gündemini öteleme riskini de beraberinde getirdiğini dile getiriyorum. Buna çok özen göstermemiz gerekir. Çünkü ileride yapacaklarımızın işaretlerini bugünden verince bazılarının iştahını kabartıyorsunuz. Bu konuda çok hassas davranmak gerekir.

İYİ Parti’ye bir misyon yüklenmeye çalışıldığını savunan Dervişoğlu, “Bizi dar bir alanda tutmayı hesaplayan bir siyaset mühendisliği tarafı da var işin. Toplumun bütün kesimlerini birleştirerek, müşterek bir akıl inşasına ihtiyaç duyulduğu kanaatini taşıyorum” değerlendirmesini yaptı.

"Hükümet olduğunuzda 2002’den sonra yapılan ve yapılmayan her şeyin hesabını siyasilerden soracak mısınız” sorusuna Dervişoğlu, “E gayet tabii. Bir süreç değerlendirmesi yapılacaktır” yanıtını verdi.

“TÜRKİYE’NİN SİYASİ AHLÂK YASASINA İHTİYACI VAR”

İYİ Parti’deki sandalye sayısının nasıl düştüğü sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:

43 vekil 29’a, 14’ü istifa ederse düşer. Şimdi diyecekler ki güldü. Bu gülünecek bir durum. Peki neden gülüyorum? Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ne kadar kötü laf söyleyen varsa, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne; Cumhuriyet Halk Partisi'ne ne kadar kem söz söyleyen varsa, o da Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti. Bu bir siyasi ahlak sorunudur. Bu soruna ahlaken bakmak zorunda olduğum için direkt cevap veremem. Partimden ayrılan herhangi bir kişiyle alakalı olarak bu zamana kadar olumsuz bir beyanda bulunmadım. Hiç kimseyi de kararından caydırmak için özel bir cümle kurmadım. Siyasi ahlak düzeyinde ele alınması icap eden konuyu, başka bir tarafta kişileri incitecek bir biçimde kullanmak istemiyorum. Ama siyasi ahlak sorununun altını çiziyorum ve Türkiye'nin bir siyasi ahlak yasasına ihtiyaç duyduğunu da bir kere daha tekrarlıyorum.

Bunlar şimdi yeniden konuşulmaya başlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin anayasa değişikliğini ya da erken seçimin şartlarını oluşturmak için milletvekili aritmetiğinde bir takım lehine değişiklikler yapma yolunda çalışmaları var. Bizim partimizden milletvekilleri, başka partilere geçerken o partileri uyardım. ‘Bu yapılan yanlış iş, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin değirmenine su taşıyacak, ileride belediye başkanı ve milletvekili transferleriyle sizler de muhatap olacaksınız’ demiştim. Şimdi onun sonuçlarını görüyoruz. Gidene git diyemeyiz. Genel Başkan olmadan önce de bir kısım arkadaş gitmişti. Genel Başkan olduktan sonra da bu gidişler devam etti. Siyaset gidenlerle değil kalanlarla yapılıyor. Giden hiç kimse, benim siyaseten rahatsız olmama vesile olacak bir adım atmış saymasın kendisini. Kendi ikbali, istikbali, hedefi ve beklentisi için bu gidiş gelişler söz konusu olmuştur. Ama dediğim gibi; siyasetin gidenlerle değil, kalanlarla yapılacağı kanaatini taşıyorum.

“ÖĞRENCİSİNİ BARINDIRAMAYAN DEVLET OLMAZ”

Bir başka sosyal medya kullanıcısının, gençlerin cemaat ve tarikat yurtlarına zorunlu bırakıldığı yönündeki paylaşımı üzerine Dervişoğlu, şunları söyledi:

- Bunun nelere sebep olduğunu geçmiş dönemde yaşanmış olaylarda gördük. Hassasiyetle takip ettiğimiz bir konu. Üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının mutlak suretle devlet tarafından karşılanması gerekir. Türkiye'nin her yerinde üniversite açacağız diye, apartman üniversitelerinin de açılmasına vesile olan bu sistem bazı handikapları beraberinde getiriyor. Dolayısıyla bu durum mutlak suretle aşılmalı. Öğrencisini barındıramayan devlet olmaz. ‘İmkanlarımız bu kadar demekle’ de bu sorumluluktan kurtulamazsınız. Çünkü statüsü doğru belirlenmemiş birtakım yurtlarda, olumsuz olayların yaşanabilme ihtimali de söz konusu. Ayrıca bunlar yaşandıkça, kamuoyunda da tartışılıyor. Bu konuyla ilgili derhal ve hiç zaman kaybetmeden devletin vaziyet almasından yanayım. Öğrencisini barındırmayan, öğrencisini doyuramayan, öğrencisinin mezun olduktan sonra geleceğini düşünmeyen devlet olmaz. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imkanları bu kadardır’ deyip de bu sorundan kaçılmaz. Birçok alandaki israftan vazgeçersiniz ve barınmaya muhtaç öğrencinizin barınma ihtiyacını garanti altına alırsınız. 

Dervişoğlu, “İşaret ettiğiniz alanlar tarafından oluşturulmuş yurtların farklı farklı faaliyetleri de söz konusu oluyor. Bunun da üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu olduğu kanaatini taşıyorum. Bu alan hiç boş geçirilemez. Aynı zeka düzeyinde iki kişiyi alıp, farklı bir biçimde eğitirseniz; birinden Nobel alan bir bilim adamı çıkar, diğerinden de istediğinizi çıkarabilirsiniz. Dolayısıyla devlet, kendi evladını kendinden olmayana emanet etmemelidir. Devleti yönetenler, bu başı bozukluğun neye sebep olduğunu görerek ileriye dönük tedbirleri almaktan geri durmamalıdır” diye ekledi.

“MİLLİYETÇİLİK DEYİNCE AKLINIZA NEDEN BU GELİYOR?”

"İYİ Parti'nin diğer milliyetçi partilerden farkı nedir" sorusu üzerine Dervişoğlu, şu görüşleri dile getirdi:

- Milliyetçilik deyince onun aklına ne geliyor ki bu soruyu sordu? Onun gözünde milliyetçilik daha çok güvenlik politikalarını esas alan, beka sorunlarıyla meşgul olan, başka alanlarda fikri olmayan vatan, millet, Sakarya'dan ibaret bir dünya görüşü gibi görülüyor. Oysa Türk milliyetçiliği, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesidir. Türk milliyetçiliği olmasaydı, Cumhuriyeti inşa edebilmemiz mümkün olmazdı. Cumhuriyet’in içinde ne varsa, Türk milliyetçiliğinin onu kapsayacak hale getirilmesi lazımdır. Mesela gayrisafi milli hasılayı artırmak Türk milliyetçilerinin sorunu olmalıdır. Vatan ve hudut savunması kadar önemli addedilmelidir, milli değerlerin yaşatılması kadar önemsenmelidir. Kişi başına gelirin yükseltilmesi, 50 bin doların üzerine çıkarılması, Türkiye'nin geleceğine dair bütün projelerin yaşama geçirilmesi, sanayi devriminin gerçekleşmesi, teknoloji alanında yükselmenin temin edilmesi, hürriyet ve istiklal kadar özgürlükler ile demokratik hak ve arayışlar da önemsenmeli. Eğer bir toplumsal hareket, toplumun bütün kesimlerini kapsayıp, kavrayacaksa; onun kültür ve sanat dinamiklerinin üzerine inşa edilmesi gerekir. Dolayısıyla bu ülkede yaşayan insan, Cumhuriyet’in değerlerine bağlı kalarak ozanın sazına da ses olmayı, ressamın tuvalinde renk olmayı, şairin şiirinde mısra olmayı, yazarın kitabında sayfa olmayı beceremezse; ülkesine bir şey verebilme imkanına da sahip olamaz. Milliyetçileri dar bir alana sıkıştırarak, sadece güvenlik sorunları akla gelince hatırlayan zihniyeti ben yadırgıyorum. Milliyetçilik deyince aklınıza neden bu geliyor? Cumhuriyeti kuranlar da Türk milliyetçileriydi, başka başka şeyler düşündüler. Bataklık olan yerlerde çiftlikler oluşturdular. Türkiye'nin ihtiyacını karşılayacak -şimdi satıldı ama- fabrikalar kurdular. Bütün yurdu demir yollarıyla, yollarla döşettiler. Onların kendilerine miras bıraktıkları yöneticiler de elektriği olmayan bir Türkiye'yi ışığa kavuştular. Okulu olmayan bir Türkiye'yi okula kavuşturdular. Elektrik direklerinde tel oldular. Su gitmeyen yerlere su oldular. Geçmiş dönemlerde yaşanmış şeylere bakın. ‘Bunlardan bir şey olmaz’ denildiği dönemlerde Türkiye'ye büyük hamleler yaptırdılar.

- Türkiye'nin asli meseleleriyle meşgul, güvenlik ve jeopolitik özelliğimizden kaynaklı risklerin farkında ama özgürlüklerle de meşgul olacak kadar görevinin şuurunda insanlar olarak görsünler bizi. Demokrat insanlar olarak görsünler. Bu alanda sorgulamaktan, gençliğimden beri çok muzdaribim. Türkiye'nin genç nesillerinin hem Cumhuriyet'in değerlerine bağlı olması hem evrensel haklardan yararlanabilmesi, demokratik hak ve hürriyetlerini doğru kullanması gerektiğine inanıyorum. Bizi bir yere sıkıştırmayın. Bu ülkenin insanları bunu hak etmiyor. Cumhuriyet bunu hak etmiyor. Ama ne hazindir ki Türkiye'de neredeyse çeyrek asırdır bu tartışılıyor. Yeni gençliği bu tartışmanın dışına çıkarmak gerekiyor. Biz bu tartışmanın yeteri kadar yorgunuyuz zaten. Onun için diyorum; hedefimiz bir gencin hedefi. Türkiye'nin ekonomik durumuna bakarak ‘Orta gelir tuzağının içinde olmak bana yakışmıyor. Dolayısıyla milli geliri 50 bin doların üstüne çıkarabilecek bir çabanın içindeyim’ diyecek. ‘Sanayinin, katma değer odaklı güçlendirilmesini temin etmeliyim. Topraklarımızı ekilebilir kılmalıyım. Çorak toprakları suyla buluşturmalı ve Türkiye'yi bir üretim cennetine dönüştürmeliyim. Küçük ve orta ölçekli sanayiciyi içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarabilecek tedbirleri almalıyım. Bütün bunları yapabilmek için özgür bir Türkiye yaratmalıyım. Konuşan bir Türkiye yaratmalıyım. Hakkın, hukukun, demokrasinin hakim kılındığı bir ülke hayali kurmalıyım’ demesi gerek.

Milliyetçilerin birleşmesi yönünde yapılan çağrılara da değinen Dervişoğlu, “Cumhuriyet zaten milliyetçileri birleştirdi. Türklük bir etnik tanımlama değil ki. Bir vatandaşlık tanımı. ‘Kim, hangi kökten geldi’ işaretlemesi yapılmıyor. Bizi vatandaşlıkta eşitleyen Cumhuriyet ve o Cumhuriyet’e kuruluş felsefesi olan tanımlamalar, zaten bizi geleceğe karşı sorumlu kılıyor. Ama ne hikmetse bizleri hep geçmişe ya da tarihe karşı sorumlu tutuyorlar. Biz geleceğe karşı sorumluyuz. Ve o sorumluluğun gereğini yerine getirmek için de konuşan, demokratik, aydın, kalkınmış bir Türkiye'yi müştereken inşa edeceğiz. Hayalimiz budur” diye ekledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin salı günü yaptığı İmralı çağrısının ardından komisyon 14.00'te toplandı. Oylama sonucunda komisyonun İmralı'ya gitmesi kararlaştırıldı. 32 evet, 2 hayır (DSP ve DP) ve 3 çekimser oy verildi. Siyasi partiler yarın isimleri Meclis Başkanlığı'na iletecek...

TBMM'de kurulan Milli Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu bugün İmralı ziyaretine ilişkin kesin kararını verdi. Komisyon İmralı'ya gitme kararı aldı. SEGBİS görüşmesi teklifi reddedildi. 32 evet 2 hayır (DSP ve DP) VE 3 çekimser oy verildi. 

Tarih belirlenmesine ilişkin de siyasi partiler yarın isimleri Meclis Başkanlığı'na iletecek. Tarih kararlaştırılacak. Birkaç gün içinde de İmralı'ya gidilecek. 

NE OLMUŞTU?

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, "gerekirse ben giderim" çıkışının ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da MHP'nin İmralı'ya gitmek istediğini duyurdu.

Gözler AKP cephesine çevrilirken Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan komisyonu işaret etti.

MHP’li kurmaylarla görüşen AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, "Parti olarak Cumhur İttifakı ile birlikte İmralı ziyaretine olumlu fikir beyan ediyoruz" dedi.

 
 
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında, komisyondaki parti temsilcileriyle 13.30'da gerçekleştirilecek görüşmenin ardından 14.00'teki toplantı eğer basına açık olursa partilerin kararı basına açık toplantıda, kapalı olursa CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, toplantının ardından kararı duyuracak.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır dün katıldığı bir programda, “Yarın kararımız ülkemizin ve yurttaşlarımızın vicdanını zedelemeyecek bir karar olacaktır” açıklamasını yaparken, CHP'li Emir ise toplantıdan kısa bir süre önce yaptığı açıklamada; "Herkes 'çözüm' konuşuyor, ama ortada tek bir somut dosyada bile adım yok" dedi.

Komisyonda bugün oylama yapılması halinde 5’te 3 çoğunluk değil, salt çoğunluk aranacak. Bu durumda İmralı’ya gidiş için 26 evet oyu yeterli olacak.

MHP'DEN GİDEN İSİM BELLİ OLDU...

MHP İmralı ziyareti için Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ı görevlendirdi.

Yıldız açıklamasında, oylama olması gerektiğini belirtirken; "Madem adaya gideceğiz bir karar alınacak oylama yaparız ama nitelikli çoğunluk aranmaz" dedi.

Yıldız ayrıca, "En köklü parti CHP'nin katılmalarını isteriz, MHP adına ben gideceğim." ifadelerini kullandı

 

KAPALI OTURUMA GEÇİLDİ...

Numan Kurtulmuş komisyonda yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

"Bundan sonraki süreçte özellikle geçtiğimiz 17 toplantıda ele alınan, gerek bakanlarımızın gerek MİT başkanımızın bilgilendirmesi çerçevesinde o konuların ele alınması, bazı konuların açık bir şekilde konuşulabilmesi adına bundan sonra oturumun kapalı olması için oylarınıza sunuyorum"

CHP İMRALI'YA GİTMİYOR...

CHP'li Emir şunları söyledi:

"İmralı'ya gidişin konuşulacağı bir toplantının milletimizden gizlenerek yapılmasının doğru olmadığını ifade etmek isterim.

Burada herkesin her siyasi partinin pozisyonunu açık şekilde ortaya koyması önemlidir.

CHP olarak Komisyon heyetine üye vermeyi doğru bulmuyoruz.

Sadece beş milletvekilinin adaya gitmesi yerine teknolojik imkanlardan yararlanarak daha kolay bir sürecin yürütülmesi mümkündür.

Toplum, kayyumların kaldırılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gibi olmazsa olmaz, kolay ilk adımların atılmadığı bu süreçte bu ısrarın çözüme hangi katkıyı yapacağına ikna değildir.”

DEM PARTİ CHP'YE TEPKİ GÖSTERDİ...

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise CHP'nin kararına tepki göstererek şunları söyledi:

"Bu sorunun çözülmesi için katkı veriyoruz. Tarihi cesur insanlar yapar cüret edenler yapar. doğru tarafta duranlar yazar. Tarihi eşikteyiz bu ülkenin geleceği için barışı için özgürlüğü için özlediğimiz uğruna mücadele ettiğim demokratik ülke için sorumluluk alacak mıyız almayacak mıyız sorumluluk alanları da tarih yazacak almayanları da"

CHP SALONU TERK ETTİ...

AKP, MHP, DEM ve Yeni Yol'un kapalı oturuma geçmeye onay vermesinin ardından CHP toplantıyı terk etti.

CHP, EMEP, TİP, DSP ve DP ise oturumun kapalı olmasına ret oyu verdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin yeni programını tanıtarak, Türkiye’yi güçlü yurttaşlara dayalı, denetlenebilir ve hesap verebilir bir devlet yapısına kavuşturmayı, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı parlamenter sisteme geçişi sağlamayı hedeflediklerini açıkladı. Özel, programın yalnızca sorunları tespit etmekle kalmayıp, vatandaşlara somut çözümler sunan ve yönetim kapasitesini açıkça ortaya koyan bir yol haritası olduğunu belirtti...

CHP, partisinin 39. Olağan Kurultayı öncesinde “Güçlü Yurttaş, Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye” sloganıyla hazırladığı yeni parti programını tanıttı.

 

Parti programı, özellikle devletin denetlenebilirliğini güçlendirecek, yurttaşların özgürlük ve haklarını güvence altına alacak ve ülkeyi güçler ayrılığı ilkesine dayalı parlamenter sisteme taşıyacak bir çerçeve sunuyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, programın, yalnızca sorunları tespit etmekle kalmayıp, vatandaşlara somut çözümler sunan ve yönetim kapasitesini açıkça ortaya koyan bir yol haritası olduğunu belirterek, “Bundan sonraki yürüyüş, iktidara yürüyüştür. Zaman, vatandaşın gücünü esas alan parlamenter sistemin zamanıdır” dedi.

Program, demokrasi, adalet ve sosyal devlet ilkelerini esas alarak Türkiye’nin kurumsal ve hukuki yapısını güçlendirmeyi hedefliyor.

ÖZGÜR ÖZEL'İN KONUŞMASININ TAMAMI İSE ŞÖYLE:

“CHP yeniliğin ve deiğişimin partisidir. CHP bir program partisidir. Kuruluşundan bugüne kalkınma, adalet, demokratikleşme ve sosyal devlet vizyonlarımız, programlarımızda hep yer almış ve hükümet programlarına evrilerek güçlü eylemlere, ülkemiz için, Cumhuriyetimiz güçlü kazanımlara dönüşmüştür. Biz de yeni parti programı çalışmalarımıza başlarken Türkiye'yi gelecek on yıllara hazırlayacak, Cumhuriyet devrimleri ve altı okumuzun üzerine inşa edilmiş bir vizyon metni oluşturmak hedefiyle yola çıkmıştık. Çalışmalarımızı katılımcı, kapsayıcı ve dinamik süreçlerle yürüttük. Bir yandan dünyaya baktık. Çeşitli komisyonlarımız, dünyadaki başarılı kalkınma programlarını, parti programlarını, değişim, dönüşüm programlarını izlediler. 4-9 Eylül arasındaki kuruluş haftamızda burada 600 örgüt temsilci, 250 genç arkadaşımız ve yine 600 çok değerli akademisyenimizle birlikte bir büyük haftayı hep birlikte çalışarak, üreterek ve parti program taslağımızın son şeklini vererek gerçekleştirmiştik. Program taslağımız bugün, bu tanıtımdan sonra tüm delegelerimize dijital olarak gönderilecek. Ayrıca basılı talep edenlere de teslim edilecek.

“ORTAK AKLI ARAMA KÜLTÜRÜ BİZE GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TEN MİRASTIR”

Önümüzdeki hafta bu saatlerde, 39’ucu Olağan Kurultayımıza bu metin emanet edilecek. Orada ilgili genel başkan yardımcılarımızın aktif, katılıma açık lansmanlarıyla önce tanıtılacak, ardından üzerindeki görüşmelere ve varsa değişiklik önergeleriyle son şeklinin verileceği aşamaya geçilecek. Ortak aklı arama kültürü bize kurucumuzdan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten mirastır. Gazi 1922’de, yani Sivas Kongresi'nden üç yıl sonra ve partinin resmi kuruluşuna bir yıl kala partinin programını anlatırken şöyle demişti: ‘Herhangi bir programın uzun bir çalışma devrine yol göstermesi için memlekette bütün vatanseverlerin onun hazırlanmasına yardımcı olmaları lazımdır. Gerçekte büyük vatansever kitlenin reform isteklerini taşımayan bir program başarılı ve verimli olamaz.’ Biz de programımızı işte bu anlayışa uygun olarak, bizatihi milletimizle birlikte hazırladık.

“BUGÜN TÜRKİYE'NİN KURUMLARI VE KURALLARI ÖRSELENMİŞTİR”

102 yıl önce büyük mücadelelerle ilan edilen Cumhuriyet’in kurucu gücü olan partimiz, yine milletimizin huzurundadır. Bugün Türkiye'nin kurumları ve kuralları örselenmiştir. Demokratik, sosyal, hukuk devleti kimliğimiz maalesef zedelenmiştir. Eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk ülkemizin dört bir tarafını sarmıştır. Bugün bir zümrenin çıkarlarıyla milletin çıkarları çatışma halindedir. Ve bu zümre şahsi çıkarları için milletin huzurunu ve refahını feda etmekten çekinmemekte, geri durmamaktadır. Şüphesiz, Türkiye 102 yıl önce büyük mücadelelerle o dönemin kuşatmalarından, işgallerinden kurtarılmıştır. Ülkemiz 102 yıl sonra bu kez küçük bir zümrenin demokrasiyi ve adaleti hedef alan kuşatması altındadır. Ve bugün Cumhuriyetimizin kendini hatırlamasına ve kuruluş ruhuyla çağın kuşatmasından kurtarılmasına ihtiyaç duymaktadır. Program metnimizde bunun işaret fişeği yakılmıştır. Devletin her kurumuyla zedelendiği bu ağır şartlar, bir asır öncesinin kararlılığını ve cesaretini yeniden kuşanmamızı zorunlu kılmaktadır. İşte bu nedenle bu ülkenin demokratları, egemenliği yalnızca millete ait olduğuna inanan onurlu yurttaşları, en az bu ülkeyi kuran kahramanlar kadar cesur ve inançlı olmak durumundadır.

“BU PROGRAMIN SAHİBİ MİLLETTİR”

Biz CHP olarak bu inançla, bu güzel ülkeyi çöküşün eşiğinden döndürmek için mücadele vermekten tereddüt etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bu yolda yürüyenler olarak geçmişin irfanı, bugünün cesareti ve yarınların sorumluluğuyla ‘yeniden’ diyoruz. Milletimizin haysiyetli yaşam, eşitlik ve sosyal adalet arayışından süzülüp gelen parti programımızı işte bu sarsılmaz inancın yansıması olarak milletimizle paylaşıyor, sizlere ve delegelerimize emanet ediyoruz. Bu programın sahibi millettir. Türkiye Cumhuriyeti'ne yurttaşlık bağıyla bağlı olan tüm halkımızdır. Bu program milletimizin ‘Güçlü Yurttaş, Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye’ manifestosudur.

“BU PROGRAM, BU ÇÖKMÜŞ DEVLET MEKANİZMASINA KARŞI BİR İTİRAZDIR”

Millet, bu programı yazarken Türkiye'de bir sistem çöküşüyle karşı karşıyadır. Kadınları, çocukları, yeni doğan bebekleri şiddetten koruyamayan; şehirlerimizi afetlere karşı, işçileri iş cinayetlerine karşı, milyonları enflasyona, yoksulluğa karşı güvende tutamayan; sokakları uyuşturucudan, suç örgütlerinden temizleyemeyen; siyaset ayarlı davalarla demokratik rekabeti, kayyum atamalarıyla millet iradesini yok sayan bir yönetimle milletimiz karşı karşıyadır. Milletimiz zenginleri daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan, kara bir düzen kuran, vergi yükünü kazananlara değil, yoksulların üzerine yıkan, kaliteli eğitim ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşımı sınıfsal bir ayrım haline getiren bu düzene ve bu kötü yönetime muhataptır. İşte bu program bu çökmüş devlet mekanizmasına karşı bir itirazdır. Programımızın ana sütunlarından bir tanesi demokrasidir. Bu program yeniden milli egemenliğe dayalı, hukuk devleti inşa etme kararlılığımızın nişanesidir. Devlet yurttaşlarının kontrolünde olacak ve her an denetlenecek. Her bir yurttaşın özgürlüğü ve kazanımları garanti altına alınacak. Her bir yurttaşın hukuk önünde eşit olduğu bir düzen kurulacak. Güçlü yurttaşların, güçlü Meclis’ine dayalı, kuvvetler ayrılığı ilkesini esas alan parlamenter sistem mutlaka kurulacaktır. Yurttaş güçlü oldukça sistem de güçlü olacak. Yüzde üç seçim barajıyla halkın Meclis’teki temsilinde hakkaniyet sağlanacaktır.

“SİYASİ AHLAK KANUNU’NU MUTLAKA ÇIKARACAĞIZ”

Siyasi partilerin hazine yardımını yüzde bir oy eşiğine indereceğiz. Siyasi Ahlak Kanunu’nu mutlaka çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu'nu yeniden yazıp suistimale izin vermeyeceğiz. Yolsuzlukla mücadeleyi hayatın merkezine yerleştireceğiz. Siyasetin finansmanını mutlaka şeffaflaştıracağız. Devlette lükse, şatafata değil hizmete öncelik vereceğiz. Devletin kurumlarından israfı söküp atacağız. Demokrasi tüm kimliklere ve tüm inançlara saygı gerektirir. Eşit yurttaşlık hakkını mutlaka güvence altına alacak, Aleviliğin bir inanç olduğu gerçeğini mutlaka hayata geçirecek, cemevlerine ibadethane statüsünü kazandıracak, geçmişteki Alevilere yönelik tarihin kara lekeleriyle yüzleşecek, Madımak'ı bir utanç müzesi haline getirecek, Aleviler için eşit yurttaşlık ilkesinin en önemli kazanım olarak tarihimizden gelen sorumluluğumuzla önümüzdeki kanun metinlerine ve Anayasamıza nakşedeceğiz.

“EMEKSİZ ZENGİNLEŞENLER BU HASTALIĞI TOPLUMA YAYMAKTADIR”

Bugün yurttaşlarımızın en yakın sorunlarından bir tanesi hiç şüphesiz ki ekonomidir. 2018 sonrasında adaletin çöküşü ve demokrasinin rafa kaldırılması, ülkemizin içinden çıkılamayan bir ekonomik buhranın pençesine düşürmüştür. İktidarın sabah kalkıp kimin malına çökeceği, kimi sıfırdan alıp karun gibi zengin yapacağı belli değildir. Ülkede çalışmanın, işini iyi yapmanın, daha kaliteli ürün ve hizmet üretmenin bir anlamı kalmamıştır. Emeksiz zenginleşenler bu hastalığı topluma yaymaktadır. Çaresiz vatandaşlar bahisle, kumarla ve mafyatik yapıların içerisine dahil olmakla ve bu tip bir acımasız sarmalın içinden kurtulamamakla, kendi hayatlarını kararttıkları gibi ailelerine, çevrelerine büyük hüzün ve travmalar yaşatmaktadırlar. Gençler uyuşturucu batağına saplanmaktadır. Sadece bir avuç insanın zenginleştiği, geri kalan herkesin sefalete yelken açtığı bu kara düzeni milletimizle birlikte ters yüz etme sorumluluğundayız. Planlı, öngörülebilir, üretime dayalı, kamucu ekonomiyi inşa edeceğiz. İktidarımızda daha iyi kazanmanın yolu ancak daha yenilikçi fikirler, daha verimli üretim ve daha iyi hizmet vermekten geçecek. Herkes çabasının karşılığını adil biçimde alacak. Planlamacı, kamu aklını hayata geçiren bir yönetim anlayışını belirlemek zorundayız.

“VERGİ ADALETİNİ MUTLAKA SAĞLAYACAĞIZ”

Vergi adaletini mutlaka sağlayacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacağız, hiç kazanmayandan hiç vergi almayacağız. Gelirde adaleti sağlayacak, eşit işe eşit ücreti mutlaka uygulayacağız. Asgari ücrete, emekli ve memur maaşlarına gerçek enflasyon farkının yanında, büyüme ve refah payıyıla iyileştirmeler yapacağız. Birkaç yıl içinde asgari ücretle çalışanların oranını düşürecek, asgari ücreti tüm Avrupa'da olduğu gibi işe başlayanların bir yıl süreyle aldığı, sonra hızla uzaklaştıkları bir hizmet haline getirecek, asgari ücreti temel ücret ya da ortalama ücretin biraz altında olan bir ücret olmaktan mutlaka çıkaracağız. Tarımda ithalata bağımlılığı bitireceğiz. Çiftçilere ve besicilere kanunda öngörülen destekleri vereceğiz. Köylüyü yeniden milletin efendisi yapacağız. Ekonomide dönüşümün dört ayağına inanıyoruz: Yeşil, mor, dijital ve nitelikli istihdam dönüşümü. Doğayı koruyan, kadını güçlendiren, teknolojiyi halka kazandıran, herkesi nitelikli işlere ulaştıran bir büyüme modelini mutlaka kuracağız.

“SOSYAL DEVLETİ BÜTÜN KURUMLARIYLA, MEKANİZMALARIYLA YENİDEN HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

Güçlü sosyal devlet anlayışımızla kimseyi geride, biçare bırakmayacağız. Biz yoksulluğu yönetmeye değil, yoksulluğu yok etmeye geliyoruz. Temel vatandaşlık geliriyle kimse yoksulluğa terk edilmeyecek. Sosyal yardımları hak ettiği için, bu ülkenin vatandaşı olduğu için daha fazla ve daha adil dağılacağız. Yardım almak için kimse birilerinin tanıdığı olmak ya da bir partiye üye olmak zorunda olmayacak. Her çocuk ücretsiz okul yemeğine, nitelikli eğitime ulaşacak. Kamu kreşleriyle bakım hizmetlerini kadının sırtından alacağız. Kadınlara istihdamda kolay ve çok yer açacağız. Sağlıklı hizmeti parayla değil, yurttaşlık hakkıyla alınabilen bir hizmet haline getireceğiz. Her yurttaş nitelikli, kamucu, parasız, eşit sağlık hizmetine erişecek. Barınma bir yatırım aracı değil, bir insan hakkıdır. Rant yerine kamusal faydayı esas alan konut politikalarıyla başını sokacak bir eve sahip olmayı hayal olmaktan çıkaracağız. Biz yaşlılığı hayattan çekilme değil aktif, üretken ve onurlu bir yaşam evresi olarak görüyoruz. Yaşlılarımızın bu onurlu hayatını güvence altına alacağız. Sosyal devleti bütün kurumlarıyla, mekanizmalarıyla yeniden hayata geçireceğiz. Çocukların, kadınların, yaşlıların, engellilerin, yaşamına dokunan bir refah devletini kuracağız.

“DIŞ POLİTİKA YENİDEN MİLLETİN ÇIKARLARI YÖNÜNDE EVRİLECEK”

Nasıl ki adalet ve ekonomik düzen sadece şahsi çıkarlar için yürütülüyorsa dış politika da maalesef ülkemizde aynı mantıkla yürütülüyor. Milletin aleyhindeki pazarlıkların etkileri, onlarca yıl sürecek gizli anlaşmaların üstüne verilen kozlarla bir propagandaya dönüştürülüyor. Milletten meşruiyet alamayanların okyanus ötesinde meşruiyet araması, bu milletin ve hepimizin onurunu zedeliyor. Bunun için Türkiye’nin menfaatlerinden tavizler veriliyor. Nadir toprak elementleri gibi bir servet, geleceğimizin güvencesi pazarlık konusu yapılabiliyor. Adaletin ve demokrasinin tesis edileceği CHP iktidarında, dış politika yeniden milletin çıkarları yönünde evrilecek, dönüşecek ve bu anlayış tekrar yerleşecek. CHP iktidarı, dünyadaki hiçbir lidere karşı boynunu bükmeyen, halkından aldığı güç dışında hiçbir liderde güç aramayan, ülkenin menfaatleriyle birtakım ilişkileri al-ver pazarlıklarına sokmayan bir zemine mutlaka oturtulacak. Dış politika kurumsal bir çerçevede yürütülecek. Oğullar, damatlar, enişteler üzerinden ciddiyetsiz bir yöne evrilmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu yeniden saygınlık kazanacak. Dünyanın her yerinde vatandaşlarımız devleti yanında hissedecek.

“TÜRKİYE KISA SÜREDE AB’YE TAM ÜYE OLACAK”

Ülkemiz bölgesel istikrarın da güvencesi olacak. Keyfiyetten uzak, ciddi bir dış politika bölgemize de umut olacak. Orta Doğu’daki özgün yerimizi bir yıldız gibi parlayan bölgesel barış ve refah ülkesi konumumuzu mutlaka kuracağız. Demokrasi, adalet ve ekonomide atacağımız adımlar, dış politikada elde edeceğimiz saygınlık, bize çoktan hak ettiğimiz Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik kapısını açacak. Türkiye kısa sürede AB’ye tam üye olacak ve gençler başta olmak üzere milletimiz yasaksız Türkiye’ye ve vizesiz Avrupa’ya kavuşacak. Programımızın en önemli başlıklarından bir tanesi de hiç şüphe yok ki dirençlilik. Biz bugünün iktidarını değil, geleceğin sorumluluğunu üstleniyoruz. Afetlerde, krizlerde, belirsizliklerde toplumun ayakta kalabileceği kurumsal direnç sistemlerini kuracağız. Afet yönetiminden iklim krizine kadar her alanda hazırlıklı olacağız. Artık depremlerde, sellerde, orman yangınlarında milletimiz sanki devlet yokmuş gibi kendi başının çaresini aramayacak. Güçlü yurttaşla güvenli geleceği kuracağız, kazanan Türkiye olacak.

“BİRİLERİ KÜRTLERİN VARLIĞINI BİLE İNKAR EDERKEN BİZ, ‘BU SORUN VARDIR’ DEDİK, ORADA DURMAYA DEVAM EDİYORUZ”

Türkiye şifasını da yeniden inşasını da bu programın içinde bulacak. ‘Sanma ki zalimin ettiği kardır’ diyen Yunus’un geçtiği topraklarda, kötülüğün en çok sahibine zarar verdiğini unutmamalıyız. Kötülüğe karşı mücadelemizi cesaretle ve kararlılıkla sürdüreceğiz. Gerekirse sistemi çürümenin başladığı dip noktalara kadar topyekûn değiştirmenin kararlılığında olacağız. Kötülüğü kökünden kazıyacağız. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey sorunları görmezden gelen değil; onlarla yüzleşen, çözen, siyaset üreten bir anlayıştır. İç barış meselesine de bu pencereden baktık, bakmaya devam ediyoruz. Toplumsal barışımızı sağlamayı olmazsa olmaz görüyoruz. Bu nedenle birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkar ederken biz, ‘Bu sorun vardır’ dedik, orada durmaya devam ediyoruz. Kayyum uygulamasının sona ermesini, siyasi tutukluların serbest kalmasını, demokratik siyasetin önünün açılmasını savunuyoruz. Bu ülkede son Alevi, ‘Sorunum var’ diyene kadar Alevilerin eşitlik sorunu vardır. Bu ülkede son bir Kürt, ‘Benim eşitlik sorunum var’ diyene kadar Kürt sorunu vardır. Bunları demokratik zeminde, adaletle, birlik ve beraberlik anlayışı içinde mutlaka hep birlikte çözeceğiz.

“TÜRKİYE’YE ADALETİ DE DEMOKRASİYİ DE BARIŞI DA GETİRMEYE KARARLIYIZ”

Tüm bu konuların Meclis’te konuşulması fikrinin de sahibi zaten biziz. Birileri milletin barış umutlarını heba ederse, hiç merak etmesinler, biz buradayız. Türkiye’ye adaleti de demokrasiyi de barışı da getirmeye kararlıyız. Bu devlet, milletin devletidir. Egemenlik sadece millete aittir. Biz bu programımızla herkese kendisini ait hissedeceği, güven duyacağı, sırtını yaslayacağı bir devlet vadediyoruz. Birilerinin eşit, birilerinin daha az eşit olduğu, birilerinin güvende tutulup milyonların güvencesiz bırakıldığı, birilerinin servet sahibi olup milyonların geçim derdi çektiği bu kara düzeni değiştirmeye ant içtik. Bu yolda yürüyeceğiz. Biliriz ki bu millet cesaretiyle her zorluğun üstesinden gelmiş, her kuşatmayı kırmıştır. Bizden önceki kuşaklar korkunun üzerine yürüdü, şimdi artık sıra bizdedir. Çağın kuşatmasını kırmanın parolası, sadece cesarettir. Bir büyük hikaye yazmanın heyecanını ve umudunu taşıyoruz. Herkesi bu onurlu hikayeyi yazdığımız bu sürecin içinde olmaya, omuz vermeye, katkı sağlamaya davet ediyoruz.

Şimdi bugün, buradan bu taslak metin, üzerinde bir yılın üzerinde çok titiz bir çalışmanın olduğu metin doğal delegelerimize ve dijital yollarla milletimize ulaştırılacak. Bir yıl boyunca bu metne başta Genel Sekreterimiz Sayın Selin Sayek Böke olmak üzere, tüm gölge kabinedeki bakanlarımız, onların yardımcıları, MYK üyelerimiz, PM üyelerimiz ve milletvekillerimiz, akademisyenler, kanaat önderleri; toplumun tüm kesimleri emek verdi ve bu noktaya kadar geldi. Gelecek hafta delegelerimizin takdiriyle programımız kesinleştikten sonra Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz ile birlikte artık bu parti programı, birilerinin yazdığı iddianamelerde 973 kez ‘-mış, -miş, -muş’ sayılıyorken biraz önceki sunumda binin üzerinde kez ‘yapacağız, edeceğiz’i duyduk. ‘CHP sorunları biliyor, peki çözüm ne’ diyenlere 18 yıl sonra, bir yıllık bir emekle, çağı gören, bugünü yakalayan, yarınların neye gebe olduğunu öngören ve buna hazırlık yapan, ülkenin ihtiyaçlarını ve gelecek perspektifini doğru yerden yakalayan, kısa ama olabildiğince kısa, kapsamlı, detaydan kaçan ama derdini anlatabilen, kolay anlaşılabilir ve bir hükümet programına evrilmek üzere en doğru zemini tarif eden bir metne sahibiz.

“İLK GÜNLERDEN BİRTAKIM KAPKAÇ VAKALARIYLA KARŞILAŞTIK, HİÇ ÜZÜLMEDİK”

Bu metinden politika belgeleri çıkacak, bu metinden seçim vaatleri çıkacak. Elbette ilk günlerden birtakım kapkaç vakalarıyla karşılaştık, bu kaçınılmaz. Bu üzülecek değil, memnun olunacak bir durum. Türkiye, ilk kez ‘Kiralık sosyal konut projesini bu lansmanda duyacağız’ derken, bizim 4-9 Eylül’deki kiralık sosyal konut projemiz olgunlaşmış ve bir anda heyecan yaratmışken bunu bir hükümet projesi olarak duyduk. Hiç üzülmedik, hiç bozulmadık. Eğer seçim iki yıl sonra olacaksa demek ki iki yıl zaman kaybetmeyeceğiz. O projenin bize uygun taraflarını görüyor, destekliyor, eksik gördüğümüz; özellikle kiralık konut sayısındaki bizim önerimizin neredeyse 10’da biri noktasındaki eksikliği iktidara geldiğimizde revize edeceğiz. Elbette önerilerimizi, eleştirilerimizi söyleyeceğiz. Bugün biraz önce vatandaşlık temel geliriyle ilgili programdaki bilgi, yaklaşık üç aydır bizler tarafından dile getiriliyor. Aslında CHP bu eksiği çok öncelerden tespit etti, çeşitli yöntemler ve öneriler ortaya koydu. Ama dünyadaki gelişmeler ve uygulamaların en doğru yönlerinin alınmasıyla bir temel vatandaşlık geliri projeksiyonumuz netleşti, somutlaştı, ortaya çıktı. Bununla ilgili önümüzdeki günlerde toplumu çok heyecanlandıracak ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın onurunun nasıl yaşanacağını gösterecek bu projeyi bolca konuşacağız. Lansmanımıza birkaç gün kala iktidara yakın gazetelerde gelecek yıl bunun pilot yapılacağını, seçim yılında da iktidar tarafından da verilmeye başlayacağını gördük.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ KİMLİĞİ ALAN HERKESİN ONURLU ŞEKİLDE YAŞAMASI, BARINMASI, KARNINI DOYURMASI GEREKTİĞİNİ SAVUNUYORUZ”

Bakarsanız, bu ülkede emekliye iki maaş ikramiye de böyle geldi, taşerona kadro da böyle geldi. Ama bu iktidarın hayata nasıl baktığını, kişiye, vatandaşa, sosyal hakka, sosyal devlete nasıl baktığını bilen birisi olarak buradaki meselenin basit bir taktik ve ön alma olduğunu şimdiden görüyoruz. Çünkü vatandaşlık temel gelirinde pilot yapılmaz. Dünyanın dört bir yanında yaşayan uygulamalar varken neyin pilotunu yapıyorsunuz? Bir sene boyunca bir mahalleye vatandaşlık temel deliri verip o parayla karnını doyurabilir, ısınabilir, barınabilir. Geri kalan ülkeyi bir yıl daha çözümsüz bırakıp seçime birkaç ay kala bir şeyleri başlatıp; hani meydanlara koydukları ucuz gıda, ucuz tarım ürünleri, ucuz et için seçimden sonra götürdükleri kamyonlar gibi, samimi olmadıklarını vatandaş görür, bilir. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın bir asgari ücret gelmiyorsa eğer evine; kişinin eksiği değil devletin ayıbı, kişinin mücadele etmesi gereken bir sorun değil devletin ortadan kaldırması gereken bir durum olduğunu biliriz. Biz bu ülkede yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti kimliği alan herkesin onurlu şekilde yaşamasını, barınmasını, karnını doyurmasını, evlatlarının karnını doyurmasını, istediği zaman, istediği kadar çocuk sahibi olup aile kurumu içinde en iyi şekilde yaşamalarını ve hiçbir çocuğun hayata kapatamayacağı farkla geriden başlamamasını, hiçbir çocuğun annesinden-babasından yoksulluğu miras almaması gerektiğini savunuyoruz. Bu yüzden vatandaşlık temel geliri de her bir doğan çocuğun artık kapatamayacağı bir farkla geriden başlamamasını sağlamak da sosyal demokratların, sosyal devlete inananların, kendi yandaşlarını değil de bütün vatandaşları düşünenlerin işi olduğunu biliyoruz.

“VATANDAŞLARIMIZIN PARTİ PROGRAMIMIZDAN HABERDAR EDİLECEĞİ BİR SÜRECİN STARTINI VERİYORUZ”

Önümüzdeki bir hafta boyunca kurultayımıza hazırlanacağız. Kurultayımızda bu taslak son şeklini alacak. Ondan sonra bir hükümet programı hazırlama, somut vaatler ve bunların Türkiye’de kapı kapı, sokak sokak, ev ev, kahvehane kahvehane, iş yeri iş yeri, işçi servisi işçi servisi gezilip anlatılacağı; tarlada çalışan ve oradaki sıkıntıyı çeken çiftçinin gidip tarlada bulunacağı, tarlada sorunun çözümünü anlatılacağı; ev toplantılarında ev kadınlarına bundan sonra onlara nasıl bir Türkiye, nasıl bir yaşam, çocuklarına nasıl bir gelecek, nasıl bir eğitim vadettiğimizin ev toplantılarında anlaşılacağı; çalmadık kapının bırakılmayacağı, 186 bin şimdiden atanmış sandık görevlimizin ellerindeki ‘Benim Sandığım’ uygulamasıyla kendi sandığında oy kullanacak herkesin en az üç ayda bir ziyaret edilerek bu programdan, hükümet programımızdan, seçim vaatlerimizden ve geleceğe yönelik olarak ‘Güçlü Yurttaş ve Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye’ için parti programımızdan haberdar edileceği bir sürecin startını veriyoruz.

“ŞİMDİ İKTİDAR ZAMANI”

Bundan sonra çok iyi bildiğimiz, vatandaşın da iliğine kemiğine kadar hissettiği sorunları anlatma değil; ona çözümleri söyleme zamanıdır. Bundan sonra CHP’nin yönetebilme kapasitesinin izahı zamanıdır. Bundan sonra genç kadrolarıyla, eşit kadrolarıyla, güçlü kadrolarıyla bu ülkenin bir çıkar grubuna mahkum ve mecbur olmadığının izahı zamanıdır. Bundan sonraki yürüyüş, iktidara yürüyüştür. Zaman, iktidar zamanıdır. Hepinizi önümüzdeki hafta, ‘Şimdi İktidar Zamanı’ diyeceğiniz kurultayımıza davet ediyorum.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: Ajanslar